18px

TEVEKKÜL

Risalalerde tevekkül konusu nasıl izah edilmektedir?


 TEVEKKÜL

 

KUR’AN, SAHİH HADİSLER VE RİSALE-İ NUR PERSPEKTİFİNDEN TEVEKKÜL

Giriş: Tevekkül Nedir?

İnsan hayatı belirsizliklerle doludur. İnsan çalışır fakat çalışmasının sonucunu kesin olarak belirleyemez. Tedavi olur fakat şifayı garanti edemez. Ticaret yapar fakat kazancı kesinleştiremez. Evladını yetiştirir fakat geleceğini bütünüyle kontrol edemez. Tedbir alır fakat bütün ihtimalleri ortadan kaldıramaz.

İşte insanın aczi ile Allah’ın kudreti, insanın fakrı ile Allah’ın rahmeti arasındaki imanî bağlardan biri tevekküldür.

Tevekkül; tembellik, tedbirsizlik veya sorumluluktan kaçmak değildir.

Tevekkül:

Kulun üzerine düşen vazifeyi yapması, meşru sebeplere başvurması, gerekli tedbirleri alması, dua etmesi; fakat sebepleri gerçek tesir sahibi görmeyerek neticeyi Allah’tan bilmesi ve sonunda Allah’ın hükmüne güvenmesidir.

Bu anlayış Kur’an’ın öğretisi, Hz. Peygamber’in (a.s.m.) sünneti ve Risale-i Nur’un tevekkül izahıyla güçlü biçimde örtüşmektedir.


1. TEVEKKÜLÜN KUR’ANÎ TEMELİ

Kur’an-ı Kerîm tevekkülü müminlerin önemli özelliklerinden biri olarak gösterir.

En dikkat çekici ayetlerden biri Âl-i İmrân sûresindedir:

“...İş hakkında onlarla müşavere et. Karar verip azmettin mi artık Allah’a tevekkül et. Şüphesiz Allah tevekkül edenleri sever.”

Âl-i İmrân, 3/159

Bu ayetin sıralaması son derece öğreticidir:

Müşavere → karar → azim → hareket → tevekkül.

Demek ki tevekkül, düşünmeden ve çalışmadan önce kullanılan bir mazeret değildir.

İnsan araştıracak, istişare edecek, karar verecek ve üzerine düşeni yapacaktır.

Fakat bütün bunları yaptıktan sonra:

“Artık her şey benim kontrolümdedir.”

demeyecektir.

Çünkü insan sebepleri hazırlayabilir fakat neticeyi yaratamaz.

Diyanet’in Kur’an Yolu tefsirinde de tevekkül, meşru hedefe ulaşmak için gerekli çabayı gösterirken Allah’a güvenmek ve işin sonucunu O’na bırakmak şeklinde açıklanır. Ayrıca tevekkülün tedbiri terk etmek olmadığı özellikle vurgulanır. (Diyanet Kuranı)


2. TEVEKKÜL İMANIN BİR NETİCESİDİR

Kur’an şöyle buyurur:

“Müminler ancak o kimselerdir ki Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir; O’nun ayetleri kendilerine okunduğunda imanlarını artırır ve yalnız Rablerine tevekkül ederler.”

Enfâl, 8/2

Burada tevekkül doğrudan doğruya imanla ilişkilendirilmektedir.

Mümin mal sahibi olabilir.

Meslek sahibi olabilir.

Güçlü dostları olabilir.

Bilgili olabilir.

İyi bir doktor bulabilir.

Maddi imkânları geniş olabilir.

Fakat kalbinin son dayanak noktası bunlar değildir.

Çünkü bunların tamamının Allah’ın yaratması ve izni altında bulunduğuna inanır.

Kur’an Yolu tefsirinde de müminlerin mal, mülk, eş ve dost sahibi oldukları; fakat asıl dayanıp güvendikleri varlığın bunlar değil, her şeyi yaratan Allah olduğu ifade edilir. (Diyanet Kuranı)


3. RİSALE-İ NUR’DA TEVEKKÜLÜN MUAZZAM TARİFİ

Bediüzzaman Said Nursî, Yirmi Üçüncü Söz’de tevekkülün ölçüsünü son derece açık biçimde ortaya koyar:

“Tevekkül, esbabı bütün bütün reddetmek değildir.”

Ardından sebeplere teşebbüs etmeyi bir çeşit “dua-i fiilî” olarak değerlendirir ve neticelerin Allah’tan bilinmesi gerektiğini ifade eder.

Bu tarif tevekkül meselesinin anahtarıdır. (Risale-i Nur Külliyatı)

Yani:

Sebebe müracaat edeceğiz fakat sebebe taparcasına bağlanmayacağız.

Doktora gideceğiz fakat şifayı doktordan bilmeyeceğiz.

İlaç kullanacağız fakat şifayı ilaç yaratıyor demeyeceğiz.

Çalışacağız fakat rızkı yalnız patronumuzdan bilmeyeceğiz.

Tarlayı ekeceğiz fakat mahsulü yalnız toprağın yaptığını düşünmeyeceğiz.

Sınava hazırlanacağız fakat başarıyı yalnız zekâmıza bağlamayacağız.

Tedbirimizi alacağız fakat kaderi kontrol ettiğimizi zannetmeyeceğiz.


4. SEBEPLERE BAŞVURMAK FİİLÎ DUADIR

Risale-i Nur’un tevekkül anlayışındaki çok önemli noktalardan biri fiilî duadır.

İnsan yalnız diliyle:

“Allah’ım bana rızık ver.”

demekle yetinmez.

Helal rızık için çalışması da bir çeşit fiilî duadır.

Bir çiftçinin:

“Allah’ım bana mahsul ver.”

dedikten sonra tohumu ekmemesi doğru değildir.

Tohumu ekmek onun fiilî duasıdır.

Bir öğrencinin:

“Allah’ım sınavımı kazandır.”

deyip hiç ders çalışmaması tevekkül değildir.

Ders çalışması fiilî duadır.

Hasta kişinin:

“Allah şifa verir.”

deyip gerekli tedaviyi sebepsiz yere terk etmesi de tevekkülün doğru anlaşılması değildir.

Doktora müracaat etmek, teşhis için gerekli incelemeleri yaptırmak ve uygun tedaviyi uygulamak sebeplere riayettir.

Dil dua eder, beden çalışır, kalp Allah’a güvenir.

İşte tevekkülün dengesi budur.


5. “DEVENİ BAĞLA, SONRA TEVEKKÜL ET”

Tevekkül konusunda meşhur rivayetlerden birinde bir adam Hz. Peygamber’e (a.s.m.) devesini bağlayıp mı tevekkül edeceğini, yoksa serbest bırakıp mı tevekkül edeceğini sorar.

Resûlullah’ın (a.s.m.) cevabı özetle:

“Onu bağla ve tevekkül et.”

şeklindedir.

Rivayet Tirmizî 2517’de yer almaktadır ve Darussalam değerlendirmesinde hasen olarak derecelendirilmiştir. Tirmizî, bu tarik hakkında “garîb” ifadesini de kullanmış ve başka bir sahabîden benzer rivayetin nakledildiğini belirtmiştir. Bu sebeple hadisi aktarırken sıhhat değerlendirmesindeki bu ayrıntıyı göz önünde bulundurmak isabetlidir. (Sunnah)

Bu hadis tevekkülün formülünü çok güzel anlatır:

Deveyi bağlamak = tedbir.

Allah’a güvenmek = tevekkül.

Sadece deveyi bağlayıp:

“Ben bütün tehlikeleri ortadan kaldırdım.”

demek doğru değildir.

Deveyi bağlamadan:

“Allah korur.”

demek de tevekkülün ruhuna uygun değildir.

Doğrusu:

Bağla, sonra Allah’a güven.


6. KUŞLARIN TEVEKKÜLÜ

Hz. Ömer’den (r.a.) rivayet edilen hadiste Resûlullah (a.s.m.) şöyle bildirir:

Eğer Allah’a gereği gibi tevekkül edilseydi, Allah’ın kuşları rızıklandırdığı gibi kullarını da rızıklandıracağı; kuşların sabah aç çıkıp akşam tok döndükleri bildirilir.

Tirmizî bu rivayet için “hasen sahih” değerlendirmesini kaydeder. (Sunnah)

Burada çok önemli bir ayrıntı vardır:

Kuş yuvasında beklemiyor.

Sabah çıkıyor.

Uçuyor.

Arıyor.

Çabalıyor.

Sonra tok olarak dönüyor.

Demek ki tevekkül:

“Nasıl olsa Allah rızkımı verir.” diyerek yatmak değildir.

Hakiki tevekkül:

Rızık için meşru gayreti göstermek, fakat rızkın gerçek sahibinin Allah olduğunu bilmektir.


7. RİSALE-İ NUR’DA GEMİ VE YÜK MİSALİ

Bediüzzaman tevekkülü anlatırken çok etkileyici bir temsil kullanır.

İki kişi ağır yükleriyle büyük bir gemiye biner.

Birinci adam yükünü gemiye bırakır ve rahat eder.

Diğeri ise gemiye binmesine rağmen yükünü sırtında taşımaya devam eder.

Ona denilir:

“Yükünü bırak, rahat et.”

Fakat adam kendi gücüne güvenerek yükünü bırakmak istemez.

Bediüzzaman bu temsille insanın hâlini anlatır.

Biz zaten Allah’ın mülkündeyiz.

Hayatımız O’nun kudretiyle devam ediyor.

Dünya O’nun mülkü.

Bedenimiz O’nun emaneti.

Rızkımız O’nun hazinesinden geliyor.

Geleceğimiz O’nun ilminde.

Öyleyse bütün kâinatın yükünü kendi omuzlarımıza almaya çalışmak neden?

Risale-i Nur’da hakiki imanın insana kuvvet verdiği, tevekkül eden kişinin hayatın ağır hadiseleri içinde yüklerini Allah’ın kudretine emanet ederek manevi bir emniyet kazanacağı anlatılır. (Risale-i Nur Külliyatı)

İşte tevekkül:

Sorumluluğu bırakmak değil, taşımaya gücümüz yetmeyen neticenin yükünü Allah’a bırakmaktır.


8. TEVEKKÜL İLE TEMBELLİK ARASINDAKİ FARK

Bu ayrım çok önemlidir.

Tembel insan:

“Allah verir.” der fakat çalışmaz.

Tedbirsiz insan:

“Allah korur.” der fakat gerekli önlemleri almaz.

Tevekkül eden insan:

“Allah verir.” der ve helal rızık için çalışır.

“Allah korur.” der ve tedbirini alır.

“Allah şifa verir.” der ve uygun tedaviye müracaat eder.

“Allah muvaffak eder.” der ve dersini çalışır.

“Allah işimi kolaylaştırır.” der ve işini düzgün yapar.

Dolayısıyla:

Tevekkül çalışmanın alternatifi değildir.

Tevekkül, çalışmanın arkasındaki iman şuurudur.


9. SEBEPLERİ YARATICI GİBİ GÖRMEMEK

Risale-i Nur perspektifinde mesele daha derine gider.

İnsan sebepleri kullanmalıdır; fakat sebeplerin neticeleri kendi başlarına yarattığını düşünmemelidir.

Mesela bir tohum düşünelim.

Bir çekirdeğin ağaç olabilmesi için:

toprak,

su,

güneş,

hava,

ısı,

mineraller,

mevsimler

ve daha birçok şart gerekir.

Fakat bunların hiçbirisi tek başına ağacı meydana getiremez.

Mümin sebepler dünyasında yaşadığını kabul eder; fakat sebeplerin arkasında Allah’ın ilim, irade ve kudretini görmeye çalışır.

Bu sebeple Risale-i Nur’un tevekkül anlayışında sebepler reddedilmez; sebepler İlâhî kudretin perdeleri olarak değerlendirilir. (Risale-i Nur Külliyatı)


10. TEVEKKÜL VE TEVHİD İLİŞKİSİ

Bediüzzaman’ın çok önemli bir sıralaması vardır:

İman → Tevhid → Teslim → Tevekkül → Dünya ve ahiret saadeti

Yirmi Üçüncü Söz’de bu bağ açık biçimde kurulmaktadır. (Risale-i Nur Külliyatı)

Neden?

Çünkü insan önce Allah’a iman eder.

Sonra kâinatın gerçek hâkiminin Allah olduğunu kabul eder.

Bu tevhiddir.

Allah’ın ilmine, hikmetine ve kudretine inanması onu teslime götürür.

Teslimiyet ise:

“Ben elimden geleni yapacağım fakat neticeyi Rabbime bırakacağım.”

şuurunu meydana getirir.

Bu da tevekküldür.


11. TEVEKKÜL KADERCİLİK DEĞİLDİR

İslam’daki tevekkülü yanlış kader anlayışıyla karıştırmamak gerekir.

İnsan iradesini kullanmakla sorumludur.

Yanlış yaptıysa:

“Demek kaderimde varmış.”

deyip sorumluluktan kaçamaz.

Örneğin bir insan bütün trafik kurallarını ihlal edip kaza yaptıktan sonra:

“Allah böyle takdir etmiş.”

diyerek kendi ihmalini yok sayamaz.

Kader inancı sorumluluğu ortadan kaldırmaz.

Kul:

İradesinden ve tercihinden sorumludur.

Allah ise:

Neticenin yaratıcısıdır.

Bu ayrım tevekkülün doğru anlaşılması için son derece önemlidir.


12. TEVEKKÜL VE TEDBİR

Hakiki tevekkülün iki kanadı vardır:

Birinci kanat: Tedbir

İnsan üzerine düşeni yapacaktır.

İkinci kanat: Teslimiyet

Tedbirini aldıktan sonra kalbini Allah’a bağlayacaktır.

Bunlardan biri eksik olursa denge bozulur.

Tedbir var, tevekkül yoksa: insan kendi gücüne aşırı güvenebilir.

Tevekkül iddiası var, tedbir yoksa: tembellik ve sorumsuzluk ortaya çıkabilir.

Doğru yol:

Tedbir + dua + tevekkül.


13. HASTALIKTA TEVEKKÜL NASIL OLMALIDIR?

Bir insan hastalandığında:

Önce uygun sağlık hizmetine müracaat eder.

Gerekli tetkikleri yaptırır.

Hekimin önerdiği uygun tedaviyi uygular.

İlacını kullanır.

Beslenmesine dikkat eder.

Gerekirse ikinci uzman görüşü alır.

Bütün bunlarla beraber dua eder.

Sonra kalben şöyle düşünür:

“Doktor ve ilaç sebeptir. Şifayı yaratan Allah’tır.”

Bu, tedaviyi küçümsemek anlamına gelmez.

Tam tersine sebeplere riayet ederken kalbi sebeplerin ötesindeki Şâfî-i Hakikî’ye yöneltmektir.


14. RIZIKTA TEVEKKÜL

İnsanların tevekkül konusunda en fazla zorlandığı alanlardan biri rızıktır.

İşini kaybetme korkusu…

Borçlar…

Geçim sıkıntısı…

Gelecek endişesi…

Bunlar insanın kalbine ağır gelebilir.

Tevekkül insana:

“Çalışmayı bırak.”

demez.

Tam tersine:

Helal iş ara.

Çalış.

Tasarruf et.

Borçlarını planla.

İsraftan kaçın.

Yeni imkânlar araştır.

Mesleğini geliştir.

Fakat bunları yaparken:

“Benim rızkım yalnız şu insana, şu şirkete veya şu müşteriye bağlıdır.”

diye düşünme.

Kuş hadisinin verdiği ders burada çok açıktır:

Kuş hareket eder fakat rızkını Allah’tan bilir. (Sunnah)


15. BORÇLU İNSAN NASIL TEVEKKÜL ETMELİ?

Borcu bulunan insanın:

“Allah öder.”

deyip hiçbir şey yapmaması doğru tevekkül değildir.

Doğru yaklaşım:

Borçlarını tek tek belirlemek,

gelir-gider hesabı yapmak,

gereksiz harcamaları azaltmak,

alacaklılarla gerektiğinde görüşmek,

helal ek gelir yolları araştırmak,

ödeme planı oluşturmak,

çalışmak,

dua etmek

ve bütün bunlardan sonra Allah’tan kolaylık istemektir.

Yani:

Plan yapmak tevekküle aykırı değildir.

Plan yaptıktan sonra planı ilahlaştırmamak tevekküldür.


16. SINAVDA TEVEKKÜL

Bir öğrenci:

“Allah yardım eder.”

diyerek çalışmazsa bu tevekkül değildir.

Gerçek tevekkül sahibi öğrenci:

ders programı yapar,

konuları öğrenir,

soru çözer,

eksiklerini tamamlar,

uykusuna dikkat eder,

sınava zamanında gider,

dua eder

ve sınavdan sonra:

“Allah’ım, çalıştım. Hakkımda hayırlısını nasip et.”

der.

İşte bu tevekküldür.


17. EVLİLİKTE TEVEKKÜL

Evlenmek isteyen bir kişi de:

“Allah hayırlısını çıkarır.”

deyip araştırmayı tamamen terk etmemelidir.

Ahlâk,

dinî hassasiyet,

karakter,

aile yapısı,

sorumluluk anlayışı,

hayat hedefleri

gibi önemli hususları araştırmalıdır.

İstişare etmeli ve dua etmelidir.

Sonra karar verince Allah’a tevekkül etmelidir.

Âl-i İmrân 159’un ölçüsü burada da uygulanabilir:

İstişare → karar → azim → tevekkül. (Diyanet Kuranı)


18. TİCARETTE TEVEKKÜL

Bir tüccar:

Piyasayı araştırmalı,

hesabını yapmalı,

ürünün maliyetini bilmeli,

risklerini hesaplamalı,

haramdan kaçınmalı,

sözleşmelerini düzgün yapmalı,

borçlarını kontrol etmeli,

müşterisine dürüst davranmalıdır.

Sonra:

“Rızkı veren Allah’tır.”

demelidir.

Tevekkül, hesap yapmamak değil;

hesabı yaptıktan sonra hesabın üstünde Allah’ın takdirinin bulunduğunu bilmektir.


19. GELECEK KAYGISI VE TEVEKKÜL

İnsan çoğu zaman bugünün yükünden çok yarının ihtimallerinden yorulur:

“Ya işimi kaybedersem?”

“Ya param biterse?”

“Ya hastalanırsam?”

“Ya işler kötü giderse?”

“Ya çocuklarımın başına bir şey gelirse?”

Tedbir alınabilecek konularda tedbir alınmalıdır.

Fakat insan bütün geleceği kontrol edemez.

İşte tevekkül burada kalbe şunu öğretir:

“Ben vazifemden sorumluyum; bütün geleceği yönetmekten sorumlu değilim.”

Bu ayrım insanın omuzlarından çok büyük bir manevi yük kaldırabilir.


20. TEVEKKÜL VE DUA

Dua tevekkülün kalbidir.

Fakat dua iki türlü düşünülebilir:

Kavlî dua

Dil ile Allah’tan istemektir.

Fiilî dua

İstenen şey için gerekli meşru sebeplere başvurmaktır.

Mesela:

“Allah’ım bana iş nasip et.”

Kavlî duadır.

Özgeçmiş hazırlamak, iş ilanlarına başvurmak, meslek öğrenmek ise fiilî duadır.

İkisi birleştiğinde mümin hem kulluğunu hem sorumluluğunu yerine getirmiş olur.


21. TEVEKKÜL VE “HASBÜNALLAHU VE Nİ‘MEL VEKÎL”

Kur’an’da müminlerin büyük bir tehlike karşısında söyledikleri muhteşem bir söz vardır:

حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَك۪يلُ

“Allah bize yeter; O ne güzel vekildir.”

(Âl-i İmrân, 3/173)

Bu söz:

“Ben hiçbir şey yapmayacağım.”

demek değildir.

Bilakis:

“Vazifemi yapacağım fakat nihai dayanağım Allah’tır.”

demektir.

Kur’an Yolu tefsirinde tevekkülün uyuşukluk değil, güçlüklere rağmen Allah’a güvenmekten doğan bir iman ve ümit hali olduğu özellikle belirtilmektedir. (Diyanet Kuranı)


22. “ALLAH BANA YETER” DEMENİN MANASI

Bu söz sebepleri küçümsemek değildir.

Doktor vardır fakat Allah’ın izni olmadan şifa yaratamaz.

İşveren vardır fakat bütün rızık hazinelerinin sahibi değildir.

İnsanlar yardım edebilir fakat imkânlarını Allah yaratmıştır.

İbn Abbas’tan (r.a.) rivayet edilen meşhur hadiste Resûlullah (a.s.m.), yardım istendiğinde Allah’tan yardım istemeyi öğretmiş; bütün insanların bir fayda veya zarar vermek için toplansalar bile bunun ancak Allah’ın takdiri çerçevesinde gerçekleşebileceğini bildirmiştir.

Tirmizî bu hadis hakkında “hasen sahih” ifadesini kullanmıştır. (Sunnah)

Bu anlayış insanı insanlara düşman yapmaz.

Aksine insanlardan gelen iyiliklere teşekkür eder; fakat nimetin nihai kaynağının Allah olduğunu bilir.


23. TEVEKKÜL İNSANI SEBEPLERİN KÖLESİ OLMAKTAN KURTARIR

Tevekkülsüz insan şöyle düşünebilir:

“Bu kişi olmazsa mahvoldum.”

“Bu iş olmazsa hayatım bitti.”

“Bu para gelmezse her şey biter.”

“Bu doktor beni kurtaramazsa ümit yok.”

Tevekkül sahibi ise şöyle düşünür:

“Bu sebep olmazsa Allah başka bir sebep yaratabilir.”

Çünkü Allah’ın hazineleri tek bir sebebe bağlı değildir.

Bu düşünce insanı pasif değil, aksine daha özgür hâle getirir.

Çünkü insan sebeplere müracaat eder fakat onların esiri olmaz.


24. TEVEKKÜL SONUÇTAN ÖNCE BAŞLAR, SONUÇTAN SONRA DA DEVAM EDER

Tevekkül yalnız işin başında:

“Allah’a güveniyorum.”

demek değildir.

Üç aşaması vardır:

İşten önce

Dua, niyet, istişare ve hazırlık.

İş sırasında

Gayret, sabır, dikkat ve tedbir.

İşten sonra

Neticeyi Allah’a bırakmak.

Başarı gelirse:

Şükür.

Başarısızlık gelirse:

Sabır, muhasebe, ders çıkarma ve yeniden gayret.


25. SONUÇ İSTEDİĞİMİZ GİBİ ÇIKMAZSA NE YAPMALIYIZ?

Tevekkülün en zor kısmı burasıdır.

İnsan:

çalışmış,

dua etmiş,

tedbir almış

fakat istediği sonuç gerçekleşmemiş olabilir.

Burada iki yanlış davranış vardır:

Birincisi:

“Demek dua işe yaramadı.”

demek.

İkincisi:

“Ben tevekkül ettim, neden olmadı?”

demek.

Tevekkül:

Allah’ın bizim istediğimiz sonucu mutlaka vermesini garanti eden bir yöntem değildir.

Tevekkül:

Allah’ın hükmüne güvenmektir.

Kul ister.

Çalışır.

Dua eder.

Fakat Allah bütün neticeleri bilir.

İnsan yalnız bugünü görür; Allah geçmişi, hâli ve geleceği kuşatan ilmiyle bilir.

Bu nedenle bazen:

İstediğimiz verilmesi rahmettir.

Bazen:

İstediğimizin verilmemesi rahmet olabilir.


26. TEVEKKÜL İLE RIZA AYNI ŞEY MİDİR?

Birbirine yakın fakat aynı değildir.

Tevekkül: İşin sonucunu Allah’a bırakmaktır.

Rıza: Allah’ın takdir ettiği netice karşısında kulluk sınırları içinde kalben itiraz ve isyan yerine Allah’ın hikmetine güvenmeye çalışmaktır.

Tevekkül daha çok:

“Bundan sonra ne olacak?”

sorusunda ortaya çıkar.

Rıza ise:

“Bu oldu; şimdi Rabbime karşı tavrım ne olacak?”

sorusunda belirginleşir.


27. TEVEKKÜL VE SABIR

Tevekkül sabırla kardeştir.

İnsan Allah’a güvenir fakat sonuç hemen gelmeyebilir.

İş başvurusu yaparsınız, cevap gelmez.

Tedavi başlar, iyileşme zaman alır.

Borçlar bir günde bitmez.

Bir hedef için aylarca çalışmanız gerekebilir.

İşte tevekkül:

“Allah’a güvendim, neden hemen olmadı?”

demek değildir.

Tevekkül:

“Vazifeme devam edeceğim. Zamanını ve neticeyi Rabbime bırakıyorum.”

diyebilmektir.


28. TEVEKKÜL İNSANI KORKUDAN NASIL KURTARIR?

İnsan birçok şeyden korkar.

Fakirlikten,

hastalıktan,

insanların kendisine zarar vermesinden,

gelecekten,

yalnızlıktan,

başarısızlıktan,

ölümden…

Tevekkül bütün korkuları tamamen yok etmek anlamına gelmez.

Fakat korkunun üstünde bir iman şuurunu geliştirir:

“Ben sahipsiz değilim.”

Risale-i Nur’daki tevekkül anlayışının en güçlü taraflarından biri budur.

İman insana kâinatın başıboş olmadığını öğretir.

Tevekkül ise:

“Madem kâinat başıboş değil, ben de başıboş değilim.”

şuurunu kuvvetlendirir.


29. TEVEKKÜLÜN PSİKOLOJİK HUZURA KATKISI

Tevekkülün önemli bir manevi sonucu, insanın kontrol edemediği şeylerin yükünü sürekli sırtında taşımamasıdır.

İnsan iki alanı ayırmayı öğrenmelidir:

Benim vazifem olanlar

Çalışmak,

araştırmak,

tedbir almak,

doğru karar vermeye çalışmak,

dua etmek,

ahlâklı davranmak,

sabretmek.

Benim kontrolümde olmayanlar

Neticenin tam olarak nasıl gerçekleşeceği,

başkalarının bütün davranışları,

yarının bütün hadiseleri,

beklenmedik olaylar,

hayatın bütün şartları.

Tevekkül insana:

“Birinci alan için çalış; ikinci alanı Allah’a bırak.”

dersini verir.


30. HAKİKİ TEVEKKÜLÜN 10 ADIMI

Günlük hayatta tevekkülü şu şekilde yaşayabiliriz:

1. Niyet et.
Yaptığın işin meşru ve hayırlı olmasına dikkat et.

2. Araştır.
Bilgi edinmeden karar verme.

3. İstişare et.
Bilgili ve güvenilir insanlara danış.

4. Plan yap.
Tevekkül plansızlık değildir.

5. Tedbir al.
Önlenebilecek zararları önlemeye çalış.

6. Çalış.
Üzerine düşen vazifeyi yerine getir.

7. Dua et.
Neticenin Allah’ın elinde olduğunu kabul et.

8. Kalbini sebeplere bağlama.
Sebepleri kullan fakat onları mutlak güç sahibi görme.

9. Sonucu Allah’a bırak.
Elinden geleni yaptıktan sonra kendini tüketme.

10. Neticeye göre şükür veya sabır göster.
İstediğin gerçekleşirse şükret; gerçekleşmezse ders çıkar, gerekiyorsa yeniden çalış ve Allah’ın hikmetine güven.


TEVEKKÜLÜN ÖZET FORMÜLÜ

Tevekkülü tek bir formülle anlatmak gerekirse:

TEVEKKÜL = NİYET + İSTİŞARE + TEDBİR + ÇALIŞMA + DUA + ALLAH’A GÜVEN + NETİCEYİ ALLAH’A BIRAKMA

Buna karşılık:

Çalışmadan beklemek tevekkül değildir.

Tedbir almadan “Allah korur” demek tevekkül değildir.

Sebepleri gerçek güç sahibi zannetmek tevekkül değildir.

Çalışıp yalnız kendi gücüne güvenmek de hakiki tevekkül değildir.

Hakiki tevekkül:

Elin sebeplerde, kalbin Allah’ta olmasıdır.


RİSALE-İ NUR PERSPEKTİFİNDEN SONUÇ

Bediüzzaman Said Nursî’nin Yirmi Üçüncü Söz’de kurduğu silsile tevekkülün özünü verir:

İman tevhidi getirir.
Tevhid teslimi getirir.
Teslim tevekkülü getirir.
Tevekkül ise dünya ve ahiret saadetine vesile olur.
(Risale-i Nur Külliyatı)

İnsan bütün sebeplere müracaat eder.

Fakat bilir ki:

Sebepler perde, kudret Allah’ındır.

İnsan çalışır.

Fakat bilir ki:

Muvaffakiyet Allah’tandır.

İnsan tedavi olur.

Fakat bilir ki:

Şifa Allah’tandır.

İnsan rızık arar.

Fakat bilir ki:

Rezzâk Allah’tır.

İnsan tedbir alır.

Fakat bilir ki:

Muhafaza eden Allah’tır.

İnsan dua eder.

Çünkü bilir ki:

Her şeyin dizgini O’nun elindedir.

Sonra elinden geleni yaptıktan sonra kalbine der ki:

“Ben vazifemi yaptım. Bundan sonrası Rabbimin takdiridir.”

İşte tevekkülün huzuru burada başlar.

İnsan hayat gemisine binmiştir. Gemiyi yürüten kendisi değildir. Vazifesi gemiden atlamak veya yükünü sırtında taşımak değil; kendisine verilen vazifeyi yerine getirip taşıyamayacağı ağırlıkları Allah’ın kudretine teslim etmektir.

Bu sebeple mümin ne tembeldir ne ümitsizdir.

Çalışır fakat gururlanmaz.
Tedbir alır fakat korkunun esiri olmaz.
Dua eder fakat vazifesini terk etmez.
Başarırsa şükreder.
Kaybederse sabreder ve ders çıkarır.
Tekrar çalışır.
Fakat her hâlükârda Rabbine dayanır.

Çünkü hakiki tevekkülün özü şudur:

SEBEPLERE RİAYET ET, FAKAT SEBEPLERE DAYANMA.

VAZİFENİ YAP, FAKAT NETİCEYİ KENDİNDEN BİLME.

TEDBİRİNİ AL, DUANI ET, SONRA ALLAH’A GÜVEN.

“Allah bize yeter; O ne güzel vekildir.”
(Âl-i İmrân, 3/173)

 

Yorumlar:

Yorum Yazabilirsiniz.

Mail adresiniz gizli kalacaktır. Lütfen bütün alanları doldurun. *


Benzer Bloglar

ALLAH’A İMAN
  • Salih Avcı
  • 20.02.2023
ALLAH’A İMAN
24 Altın
  • Salih Avcı
  • 21.02.2023
24 Altın
Allah Marifeti
  • Salih Avcı
  • 21.02.2023
Allah Marifeti
Deprem hutbesi
  • Salih Avcı
  • 22.02.2023
Deprem hutbesi
Büyük Günahlardan Kaçınma
  • Salih Avcı
  • 22.02.2023
Büyük Günahlardan Kaçınma
Küll Cüz Kavramları
  • Salih Avcı
  • 15.12.2024
Küll Cüz Kavramları
ENE ÜZERİNE
  • Salih Avcı
  • 15.12.2024
ENE ÜZERİNE
Meleklere İman
  • Salih Avcı
  • 16.12.2024
Meleklere İman
Hakikatli Bir Hatıra
  • Salih Avcı
  • 22.02.2025
Hakikatli Bir Hatıra
KADERE BİR DE BÖYLE BAK
  • Salih Avcı
  • 16.05.2025
KADERE BİR DE BÖYLE BAK
KADERE İMAN İZAHI
  • Salih Avcı
  • 09.08.2025
KADERE İMAN İZAHI
 TEVEKKÜL
  • Salih Avcı
  • 10.08.2025
TEVEKKÜL
Hırs ve Azim
  • Salih Avcı
  • 10.08.2025
Hırs ve Azim
Hastalar için Manevi Reçete
  • Salih Avcı
  • 30.11.2025
Hastalar için Manevi Reçete
Kamil Mürşid
  • Salih Avcı
  • 20.01.2026
Kamil Mürşid
Çocuğu Vefat Edenen Teselli
  • Salih Avcı
  • 22.05.2026
Çocuğu Vefat Edenen Teselli
Aklın Mertebeleri
  • Salih Avcı
  • 04.08.2026
Aklın Mertebeleri
Dinin Direği Namaz
  • Salih Avcı
  • 10.08.2026
Dinin Direği Namaz
Tevhid Ehadiyet Vahdaniyet
  • Salih Avcı
  • 11.08.2026
Tevhid Ehadiyet Vahdaniyet
İnsan Kimdir?
  • Salih Avcı
  • 11.08.2026
İnsan Kimdir?
Vesvese Takıntı
  • Salih Avcı
  • 12.08.2026
Vesvese Takıntı
Besmelenin Büyük Sırrı
  • Salih Avcı
  • 15.08.2026
Besmelenin Büyük Sırrı
Gerçek Mutluluğun Sırrı
  • Salih Avcı
  • 15.08.2026
Gerçek Mutluluğun Sırrı
Nefis Terbiyesi
  • Salih Avcı
  • 15.08.2026
Nefis Terbiyesi
Gıybet
  • Salih Avcı
  • 15.08.2026
Gıybet
Riba Nedir?
  • Salih Avcı
  • 15.08.2026
Riba Nedir?
Zekat ve İnfak
  • Salih Avcı
  • 15.08.2026
Zekat ve İnfak
İhlas
  • Salih Avcı
  • 15.08.2026
İhlas
Mehdiyet
  • Salih Avcı
  • 15.08.2026
Mehdiyet
Kainat Ağacı ve İnsan
  • Salih Avcı
  • 16.08.2026
Kainat Ağacı ve İnsan
Anne Baba Hakkı
  • Salih Avcı
  • 17.08.2026
Anne Baba Hakkı
Gençlik Rehberi
  • Salih Avcı
  • 17.08.2026
Gençlik Rehberi
AKTİF SABIR VE SABR-I CEMÎL
  • Salih Avcı
  • 13.09.2026
AKTİF SABIR VE SABR-I CEMÎL
 BEŞ HİKMETLİ CÜMLE
  • Salih Avcı
  • 23.09.2026
 BEŞ HİKMETLİ CÜMLE