- Salih Avcı
- 18.01.2025
Hz. Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve sellem) hayatına yalnızca dinî hükümleri tebliğ eden bir peygamber açısından değil, aynı zamanda insanı tanıyan, insanın düşünce ve duygu dünyasını eğiten büyük bir muallim açısından bakıldığında son derece zengin bir eğitim modeliyle karşılaşırız.
Kur’ân-ı Kerîm onun vazifesini anlatırken şöyle buyurur:
“Size kendi içinizden bir peygamber gönderdik. O size âyetlerimizi okuyor, sizi arındırıyor, size Kitabı ve hikmeti öğretiyor ve bilmediklerinizi öğretiyor.”
(Bakara, 2/151)
Bu ayette dikkat çeken önemli nokta, peygamberlik vazifesinin yalnızca bilgi aktarmak şeklinde tarif edilmemesidir. Ayette;
okuma → arındırma → öğretme → hikmet kazandırma
şeklinde insanın zihnini, kalbini ve davranışlarını birlikte değiştiren kapsamlı bir eğitim süreci görülmektedir.
Modern öğrenme psikolojisinde de kalıcı öğrenmenin yalnızca bilgi edinmekten ibaret olmadığı; dikkat, motivasyon, tekrar, model alma, duygular, aktif katılım, geri bildirim ve davranışa dönüştürme gibi birçok unsurun birlikte etkili olduğu kabul edilir.
Hz. Peygamber’in (s.a.v.) eğitim uygulamalarında bunların pek çoğunun dikkat çekici örnekleri bulunmaktadır.
İnsan psikolojisinin temel özelliklerinden biri şudur:
İnsan, güvendiği kişiden öğrenmeye daha açıktır.
Hz. Peygamber (s.a.v.) peygamberlikten önce dahi Mekke toplumunda doğruluğu ve güvenilirliğiyle tanınmış, kendisine “el-Emîn” denilmiştir.
Bu durum bize eğitim açısından önemli bir prensip öğretmektedir:
Öğretmenin şahsiyeti, öğrettiği bilgiden bağımsız değildir.
Bir eğitimci doğruyu anlatırken kendisi güven vermiyorsa, bilginin muhatap üzerindeki tesiri azalabilir.
Çocuk eğitiminde de böyledir. Anne-baba çocuğa dürüstlüğü anlatırken kendi davranışlarında dürüst değilse, çocuk çoğu zaman söylenenden ziyade gördüğünü öğrenir.
Eğitim, ağızdan çıkan sözden önce hayatla başlar.
Öğrenme psikolojisindeki en güçlü öğrenme yollarından biri gözlem ve model almadır.
İnsan yalnızca dinleyerek değil, görerek de öğrenir.
Kur’ân şöyle buyurur:
“Andolsun, Allah’ın Resûlünde sizin için güzel bir örnek vardır.”
(Ahzâb, 33/21)
Hz. Peygamber (s.a.v.) insanlara yalnızca;
“Sabırlı olun.”
dememiş, sabrı yaşamıştır.
Yalnızca;
“Merhametli olun.”
dememiş, merhameti göstermiştir.
Yalnızca;
“Affedin.”
dememiş, kendisine kötülük yapanları affetmiştir.
Yalnızca;
“İbadet edin.”
dememiş, ibadeti hayatının merkezine yerleştirmiştir.
Böylece eğitim:
söz → örnek → davranış → alışkanlık
şeklinde ilerlemiştir.
Çocuğa kitap okumayı sevdirmek isteyen anne-babanın kendisinin de kitap okuması;
öğrencisine disiplin öğreten öğretmenin kendisinin zamanında gelmesi;
dürüst çalışan isteyen yöneticinin kendisinin dürüst davranması gerekir.
Çünkü:
İnsan kulağıyla işittiğini unutabilir; fakat sürekli gördüğü davranıştan etkilenir.
Hz. Peygamber’in eğitim metodunun en önemli özelliklerinden biri tedricilik, yani aşamalı eğitimdir.
Kur’ân yaklaşık yirmi üç yıllık bir zaman diliminde parça parça indirilmiştir.
Bu durum insan psikolojisine son derece uygundur.
Çünkü insan zihninin aynı anda çok fazla bilgi ve davranış değişikliğini taşıması zordur.
Eğitimde:
küçük adımlar → tekrar → uygulama → pekişme → yeni aşama
modeli daha kalıcı sonuçlar doğurur.
Hz. Âişe’den (r.a.) nakledilen rivayette, Kur’ân'ın ilk dönemlerinde iman, cennet ve cehennemle ilgili sûrelerin indiğine; insanlar İslâm'a yöneldikten sonra helâl ve haram hükümlerinin geldiğine dikkat çekilir. (Buhârî, Fezâilü’l-Kur’ân)
Burada büyük bir eğitim hikmeti vardır.
Önce:
iman inşa edildi.
Sonra:
davranış düzenlendi.
İnsan değiştirilmek isteniyorsa ona bir anda yüz emir vermek yerine önce neden değişmesi gerektiği öğretilmelidir.
Kalp ikna edildiğinde davranış değişikliği kolaylaşır.
Hz. Peygamber (s.a.v.) herkese aynı biçimde yaklaşmamıştır.
Çünkü insanların;
yaşları,
karakterleri,
bilgi seviyeleri,
ihtiyaçları,
psikolojik durumları
birbirinden farklıdır.
Bir kişinin ihtiyacı sabır olabilirken diğerinin ihtiyacı öfkesini kontrol etmektir.
Bir adam Hz. Peygamber’e:
“Bana öğüt ver.”
dediğinde Resûlullah:
“Öfkelenme.”
buyurmuştur.
Adam tekrar tekrar isteyince yine:
“Öfkelenme.”
buyurmuştur.
(Buhârî, Edeb)
Burada bütün İslâm ahlâkı anlatılmamıştır.
Muhatabın en fazla ihtiyaç duyduğu noktaya temas edilmiştir.
Etkili eğitim:
“Ben ne anlatmak istiyorum?”
sorusundan önce:
“Bu insanın neye ihtiyacı var?”
sorusuyla başlar.
Hz. Peygamber’in eğitim metodunda soru sorma önemli bir yer tutmaktadır.
Bir gün ashabına:
“Müflis kimdir, biliyor musunuz?”
diye sormuştur.
Sahâbîler kendi bildikleri şekilde cevap vermişlerdir. Bunun üzerine Hz. Peygamber gerçek müflisin, kıyamet günü ibadetlerle gelip fakat insanlara zulmetmesi sebebiyle sevaplarını kaybeden kişi olduğunu açıklamıştır.
(Müslim, Birr)
Burada son derece güçlü bir öğretim tekniği vardır.
Doğrudan:
“Gerçek müflis şudur.”
demek yerine önce:
“Müflis kimdir?”
sorusu sorulmuştur.
Böylece zihin cevap aramaya başlamıştır.
Soru → merak → zihinsel arayış → cevap → kalıcı öğrenme
Bu nedenle iyi öğretmen yalnızca cevap veren kişi değildir.
İyi öğretmen, doğru sorularla düşünmeyi öğreten kişidir.
Hz. Peygamber (s.a.v.) soyut hakikatleri günlük hayattan örneklerle anlatmıştır.
Örneğin beş vakit namazı anlatırken kişinin kapısının önünden akan bir nehirde günde beş defa yıkanmasını misal vermiştir.
Böyle bir kişinin üzerinde kir kalıp kalmayacağını sormuş; sahâbe:
“Kir kalmaz.”
deyince beş vakit namazın da günahların temizlenmesine vesile olduğunu bildirmiştir.
(Buhârî, Mevâkîtü’s-Salât; Müslim, Mesâcid)
Bu anlatım zihinde güçlü bir resim oluşturur:
nehir → yıkanma → temizlik → namaz → mânevî temizlik
İşte temsilin gücü buradadır.
Risale-i Nur’un eğitim metodunda da temsil ve benzetmelerin çok geniş yer tutması bu açıdan dikkat çekicidir. Bediüzzaman Said Nursî, derin iman hakikatlerini asker, saray, güneş, ayna, ağaç, misafirhane ve kitap gibi günlük hayattan alınan temsillerle zihne yaklaştırır.
İyi öğretmen yalnızca doğru bilgi vermez; o bilginin zihinde görülebilir hâle gelmesini sağlar.
Hz. Peygamber’in eğitim metodunun en dikkat çekici taraflarından biri hata yapan insanın şahsiyetini ezmeden hatasını düzeltmesidir.
Mescide bevleden bedevî olayı bunun meşhur örneklerindendir.
Sahâbîler adama müdahale etmek istemişler, fakat Hz. Peygamber onları durdurmuştur. Daha sonra kirlenen yer temizlenmiş ve bedevîye mescitlerin böyle işler için olmadığı uygun bir şekilde anlatılmıştır.
(Buhârî, Vudû; Müslim, Tahâret)
Burada büyük bir eğitim ilkesi vardır:
Hata başka, insan başkadır.
Hata düzeltilebilir; fakat insan aşağılanmamalıdır.
“Sen zaten anlamıyorsun.”
“Sen tembelsin.”
“Senden hiçbir şey olmaz.”
“Bu davranış doğru değil.”
“Bunu şöyle yaparsan daha doğru olur.”
Aradaki fark çok büyüktür.
Birincisi kişiliği hedef alır.
İkincisi davranışı düzeltir.
Hz. Peygamber (s.a.v.) Muâz b. Cebel ve Ebû Mûsâ el-Eş'arî'yi Yemen'e gönderirken:
“Kolaylaştırın, zorlaştırmayın; müjdeleyin, nefret ettirmeyin.”
(Buhârî, İlim; Müslim, Cihâd ve Siyer)
buyurmuştur.
Bu söz eğitim psikolojisi açısından son derece kapsamlıdır.
Çünkü aşırı baskı insanda:
kaygı → korku → kaçınma → öğrenmeden uzaklaşma
meydana getirebilir.
Ümit ve teşvik ise:
güven → merak → katılım → öğrenme
oluşturabilir.
Bu, din eğitiminde özellikle önemlidir.
Çocuğun zihninde Allah tasavvuru yalnızca:
“Günah işlersen Allah seni cezalandırır.”
üzerinden kurulursa din korkuyla özdeşleşebilir.
Hâlbuki Allah aynı zamanda:
Rahmân, Rahîm, Gafûr, Kerîm ve Tevvâb'dır.
Korku ve sorumluluk öğretilirken rahmet ve ümit dengesi korunmalıdır.
Enes b. Mâlik’ten (r.a.) nakledildiğine göre Hz. Peygamber önemli bir söz söylediğinde anlaşılması için bazen onu üç defa tekrar ederdi.
(Buhârî, İlim)
Bu davranış öğrenme psikolojisindeki tekrar ve pekiştirme ilkesiyle uyumludur.
Fakat tekrarın amacı yalnızca ezber değildir.
Doğru tekrar:
bilgiyi hatırlatır → zihinsel bağlantıları güçlendirir → davranışa geçişi kolaylaştırır.
Kur’ân’da da bazı hakikatlerin farklı sûrelerde farklı bağlamlarda tekrar edildiğini görürüz.
Çünkü insan unutandır.
Bu sebeple eğitim yalnızca:
“Bir defa söyledim.”
mantığıyla yürütülemez.
İnsan sadece aklıyla öğrenmez.
Duyguları da öğrenme sürecinin içindedir.
Hz. Peygamber’in çocuklarla ilgilenmesi, onları selamlaması, torunlarını sevmesi, insanların sevinç ve üzüntülerine ortak olması eğitim açısından son derece önemlidir.
Enes b. Mâlik (r.a.) yaklaşık on yıl Hz. Peygamber’in hizmetinde bulunmuş ve Resûlullah'ın kendisine kaba davranmadığını ifade etmiştir.
(Buhârî ve Müslim'deki ilgili rivayetler)
Bu, eğitimde sevginin gücünü gösterir.
İnsan sevdiği kişiyi dinlemeye daha yatkındır.
Dolayısıyla:
Muhabbet, eğitimin görünmeyen taşıyıcılarından biridir.
Hz. Peygamber bazı yanlış davranışları düzeltirken çoğu zaman doğrudan isim vermek yerine:
“Bazı insanlara ne oluyor ki…”
anlamındaki ifadeleri kullanmıştır.
Böylece hata açıklanmış fakat kişinin toplum içindeki itibarı gereksiz yere zedelenmemiştir.
Bu yaklaşım özellikle çocuk ve genç eğitiminde çok değerlidir.
Bir çocuğu arkadaşlarının önünde aşağılamak kısa vadede itaate sebep olabilir; fakat uzun vadede:
öfke,
utanma,
özgüven kaybı,
öğretmenden uzaklaşma
meydana getirebilir.
Nebevî eğitimde amaç insanı yenmek değil:
insanı kazanmaktır.
Hz. Peygamber (s.a.v.) birçok ibadeti yalnızca teorik olarak anlatmamış, uygulayarak göstermiştir.
Namaz konusunda:
“Beni nasıl namaz kılarken gördüyseniz öyle namaz kılın.”
(Buhârî, Ezân)
buyurmuştur.
Hac ibadetinde de sahâbe uygulamayı doğrudan ondan öğrenmiştir.
Bu eğitim yönteminin temelinde:
görme → uygulama → tekrar → alışkanlık
vardır.
Bugün buna uygulamalı öğrenme diyebiliriz.
Bir insana yüzme hakkında yüz sayfa kitap okutmak, ona yüzmeyi öğretmeye yetmez.
Suya girmesi gerekir.
Aynı şekilde ahlâk yalnızca okunarak değil:
yaşanarak öğrenilir.
Nebevî eğitim anlayışında hata her zaman eğitim sürecinin sonu değildir.
Bazen hata, öğretimin başlangıcıdır.
Bir sahâbî namaz sırasında konuştuğunda Hz. Peygamber namaz bittikten sonra ona namazda insan konuşmasının uygun olmadığını öğretmiştir.
Muâviye b. Hakem es-Sülemî daha sonra Resûlullah'ın eğitim tarzını överek kendisini azarlamadığını ve kötü söz söylemediğini ifade etmiştir.
(Müslim, Mesâcid)
Buradaki eğitim yaklaşımı şöyledir:
Hata → açıklama → doğru davranışı gösterme → yeniden deneme
Bu yaklaşım insanın öğrenme cesaretini korur.
Her insan aynı şekilde öğrenmez ve aynı hızda değişmez.
Hz. Peygamber’in farklı kişilere farklı tavsiyelerde bulunması bunun önemli göstergelerindendir.
Birine öfkesini kontrol etmeyi;
bir başkasına anne-babaya iyiliği;
bir diğerine namazı;
başkasına dili korumayı tavsiye etmiştir.
Bu durum bize şunu öğretir:
Adalet herkese aynı şeyi vermek değil, kişinin ihtiyacına uygun olanı vermektir.
Eğitimde de her öğrenciye tamamen aynı yöntemle yaklaşmak her zaman doğru sonuç vermeyebilir.
Hz. Peygamber (s.a.v.) Allah’a en sevimli amellerin az da olsa devamlı yapılanlar olduğunu bildirmiştir.
(Buhârî, Rikâk; Müslim, Salâtü’l-Müsâfirîn)
Bu prensip öğrenme psikolojisi açısından son derece önemlidir.
Bir günde beş saat çalışıp sonra on gün bırakmak yerine:
her gün 30 dakika çalışmak
çoğu durumda daha verimli olabilir.
Aynı prensip;
Kur’ân okumada,
kitap okumada,
yabancı dil öğrenmede,
spor yapmada,
ibadette,
ahlâk eğitiminde uygulanabilir.
Formül şöyledir:
Az + düzenli + sürekli = güçlü alışkanlık
Hz. Peygamber bazen anlatacağı hakikatten önce insanların dikkatini toplardı.
Sorular sorar, benzetmeler yapar veya muhatabın bildiği bir kavram üzerinden bilinmeyene geçerdi.
Bu, öğrenmenin en temel kapılarından biri olan dikkati harekete geçirir.
Çünkü:
Dikkat edilmeyen bilgi, güçlü biçimde işlenmez.
Bu nedenle eğitimci önce öğrencinin zihninin kapısını açmalıdır.
Merak bunun en güçlü anahtarlarından biridir.
Hz. Peygamber sahâbenin güzel özelliklerini takdir etmiş, onların kabiliyetlerini tanımış ve uygun alanlarda değerlendirmiştir.
Bu bize eğitimde yalnızca yanlışları aramanın eksik olduğunu gösterir.
Bazı anne-babalar çocuğun dokuz doğrusunu görmez, tek yanlışını sürekli hatırlatır.
Oysa eğitimde:
doğru davranışı fark etmek ve desteklemek
de önemlidir.
İnsan:
“Bunu doğru yaptım.”
duygusunu yaşadığında davranışı sürdürme motivasyonu güçlenebilir.
Hz. Peygamber genç sahâbîlere ciddi sorumluluklar vermiştir.
Muâz b. Cebel'i Yemen'e göndermesi, Üsâme b. Zeyd'i genç yaşında ordu komutanlığına tayin etmesi bunun önemli örneklerindendir.
Bu yaklaşım bize şunu öğretir:
İnsan yalnızca korunarak değil, sorumluluk verilerek de yetişir.
Sürekli:
“Sen yapamazsın.”
denilen genç zamanla kendisine güvenmeyebilir.
Fakat:
“Bu görevi sana emanet ediyorum.”
mesajı kişinin sorumluluk bilincini geliştirebilir.
Ashâb-ı kirâmın eğitimi yalnızca mescitte gerçekleşmemiştir.
Hz. Peygamber;
evde,
yolculukta,
sofrada,
çarşıda,
savaşta,
barışta,
misafirlikte,
aile hayatında
eğitime devam etmiştir.
Böylece din, yalnızca teorik bilgi değil yaşanan hayat hâline gelmiştir.
Bu çok önemli bir eğitim prensibidir.
Çocuklara paylaşmayı öğretmek istiyorsak yalnızca paylaşma hakkında konuşmamalı, onlara paylaşabilecekleri ortamlar oluşturmalıyız.
Sabır öğretmek istiyorsak sabır gerektiren durumlarda doğru davranışı göstermeliyiz.
İslâm eğitim anlayışında öğrenmenin nihai amacı sadece bilmek değildir.
Kur’ân sürekli olarak iman ile salih ameli birlikte zikreder.
Demek ki ideal eğitim:
bilgi → iman/benimseme → davranış → karakter
şeklinde ilerlemelidir.
Bir insan dürüstlüğün önemini biliyor fakat sürekli yalan söylüyorsa bilgi henüz karaktere dönüşmemiştir.
Bu nedenle Nebevî eğitimin amacı yalnızca:
“Bilen insan”
değil;
“Bildikleriyle yaşayan insan”
yetiştirmektir.
Bediüzzaman Said Nursî’nin eserlerinde Hz. Peygamber (s.a.v.), insanlığın en büyük rehberi ve muallimi olarak ele alınır.
Risale-i Nur perspektifinde onun eğitimindeki en büyük delillerden biri meydana getirdiği insan dönüşümüdür.
Cahiliye toplumundaki;
kabilecilik,
intikam,
zulüm,
ahlâkî bozulma,
putperestlik
gibi güçlü alışkanlıkların yerine kısa sayılabilecek bir zaman içerisinde;
tevhid,
adalet,
merhamet,
kardeşlik,
ibadet,
fedakârlık,
emanet ve ahlâk
gibi değerlerin yerleşmesi olağanüstü bir eğitim başarısıdır.
Bu değişimin temelinde yalnızca emir vermek yoktur.
İman inşa etmek vardır.
İşte Risale-i Nur'un eğitim anlayışında da benzer şekilde iman hakikatlerinin akla ve kalbe yerleşmesine büyük önem verilir.
Çünkü güçlü iman:
bakışı değiştirir.
Bakış değişince:
değerler değişir.
Değerler değişince:
tercihler değişir.
Tercihler değişince:
davranış değişir.
Davranış sürekli hâle gelince:
karakter oluşur.
Hz. Peygamber’in eğitim uygulamalarından hareketle şöyle bir süreç kurulabilir:
Önce insanın kalbine ulaşılır.
↓
Merak uyandırılır.
↓
Hakikat açık ve seviyeye uygun anlatılır.
↓
Davranış bizzat gösterilir.
↓
Muhatap öğrendiğini yapmaya başlar.
↓
Bilgi ve davranış pekiştirilir.
↓
Yanlışlar kırmadan düzeltilir.
↓
Ümit, sevgi, müjde ve sorumluluk duygusu canlı tutulur.
↓
Davranış sürekli hâle gelir.
↓
Öğrenilen değer insanın şahsiyetinin parçası hâline gelir.
İşte gerçek eğitim burada tamamlanır.
Hz. Peygamber’in eğitim metodundan aile hayatına uygulanabilecek çok önemli sonuçlar çıkarılabilir:
Çocuğa söylemeden önce örnek olun.
Namazı sevdirmek istiyorsanız namazı huzurla yaşayın.
Hatasını kişiliğine dönüştürmeyin.
“Sen kötüsün.” yerine:
“Bu davranış doğru değildi.”
deyin.
Sürekli eleştirmeyin.
Güzel davranışlarını da görün.
Yaşına uygun sorumluluk verin.
Çocuğun yapabileceği şeyleri onun yerine sürekli yapmayın.
Soru sormasına izin verin.
Soru, imanın ve öğrenmenin düşmanı değildir. Doğru yönlendirildiğinde derin öğrenmenin kapısı olabilir.
Dini yalnızca korkuyla öğretmeyin.
Allah’ın rahmetini, sevgisini, nimetlerini, affını ve merhametini de anlatın.
Bir öğretmen için Hz. Peygamber’in metodundan şu temel ilkeler çıkarılabilir:
Öğrenciyi tanı.
Seviyesine göre anlat.
Merak uyandır.
Soru sordur.
Temsil kullan.
Uygulama yaptır.
Tekrar et.
Hatasını aşağılamadan düzelt.
Başarısını fark et.
Sorumluluk ver.
Örnek ol.
Bilgiyi hayatla ilişkilendir.
Böyle bir öğretim yalnızca sınav başarısını değil, insanın şahsiyet gelişimini de hedefler.
İnsan psikolojisinin iki güçlü motivasyon kaynağı vardır:
sakınma ve yönelme.
İslâmî terminolojide bunlar havf ve reca, yani korku ile ümit dengesiyle ilişkilendirilebilir.
Yalnızca korku anlatılırsa insan ümitsizliğe düşebilir.
Yalnızca müjde anlatılırsa sorumluluk bilinci zayıflayabilir.
Nebevî eğitim:
rahmet + sorumluluk
ümit + sakınma
sevgi + ciddiyet
dengesini kurar.
Kur’ân da Allah’ın hem bağışlamasının genişliğini hem de insanın yaptıklarından sorumlu olduğunu bildirir.
Sağlıklı din eğitimi bu dengeyi korumalıdır.
Hz. Peygamber’in eğitim metodunun başarısını anlamanın en güçlü yollarından biri yetiştirdiği insanlara bakmaktır.
Hz. Ebû Bekir,
Hz. Ömer,
Hz. Osman,
Hz. Ali,
Mus'ab b. Umeyr,
Bilâl-i Habeşî,
Selmân-ı Fârisî,
Muâz b. Cebel,
Abdullah b. Mes'ûd,
Enes b. Mâlik
ve daha binlerce sahâbî...
Farklı yaşlardan, kabilelerden, sosyal tabakalardan ve karakterlerden gelen insanlar aynı iman mektebinde yetişmiştir.
Bu durum bize eğitim hakkında çok önemli bir hakikat öğretmektedir:
Gerçek öğretmenin başarısı, anlattığı derslerin çokluğundan ziyade yetiştirdiği insanların şahsiyetinde görülür.
Hz. Peygamber’in örnek hayatından hareketle öğrenmenin temel ilkelerini şöyle özetleyebiliriz:
Güven olmadan güçlü eğitim zorlaşır.
Sevgi öğrenmeyi kolaylaştırır.
Merak dikkati uyandırır.
Soru zihni aktif hâle getirir.
Temsil soyut bilgiyi somutlaştırır.
Model olma davranışı öğretir.
Tekrar öğrenmeyi pekiştirir.
Uygulama bilgiyi beceriye dönüştürür.
Olumlu geri bildirim motivasyonu artırır.
Aşağılama öğrenme isteğini kırabilir.
Tedricilik değişimi kolaylaştırır.
Bireysel farklılıkları dikkate almak eğitimi etkili hâle getirir.
Sorumluluk vermek kişiliği geliştirir.
Süreklilik alışkanlık oluşturur.
Bilginin davranışa dönüşmesi eğitimin gerçek meyvesidir.
Hz. Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve sellem) eğitim metodunun en dikkat çekici özelliği insanı yalnızca bilgiyle doldurmayı değil, bütün şahsiyetiyle dönüştürmeyi hedeflemesidir.
Onun mektebinde:
cahil insan öğrenir,
öfkeli insan sabrı öğrenir,
bencil insan paylaşmayı öğrenir,
kabileci insan kardeşliği öğrenir,
zalim insan adaleti öğrenir,
ümitsiz insan Allah’ın rahmetini öğrenir,
dağınık hayat yaşayan insan disiplin kazanır,
dünya merkezli insan ahiret şuuruna ulaşır.
Dolayısıyla Nebevî eğitim modelini şu zincirle özetlemek mümkündür:
Önce kalbe ulaş → güven oluştur → merak uyandır → aklı ikna et → örnek ol → uygulama yaptır → hatayı incitmeden düzelt → tekrar ettir → sorumluluk ver → davranışı alışkanlığa → alışkanlığı güzel ahlâka dönüştür.
Kur’ân’ın Hz. Peygamber hakkındaki şu hükmü bu eğitim anlayışının merkezinde yer alır:
“Şüphesiz sen yüce bir ahlâk üzeresin.”
(Kalem, 68/4)
Bu sebeple Hz. Peygamber’in eğitim metodunun en güçlü vasıtası yalnızca söylediği sözler değildir.
Onun hayatıdır.
En güçlü dersi yalnızca nasihatleri değildir.
Ahlâkıdır.
En büyük eğitim başarısı ise yalnızca aktardığı bilgiler değildir.
İman, ahlâk ve sorumluluk şuuruyla yetiştirdiği insanlardır.
Bu açıdan Nebevî eğitim bize şu temel hakikati öğretir:
Eğitimin nihai gayesi, insanın zihnine bilgi yerleştirmekten daha ötedir; aklı doğruyla aydınlatmak, kalbi güzel değerlerle beslemek ve bilgiyi güzel ahlâk hâline getirmektir.
Ve belki bütün öğrenme psikolojisini Nebevî terbiyenin diliyle özetleyen en önemli prensip şudur:
İnsan, değer verildiği ortamda öğrenir; gördüğü güzel örnekten etkilenir; anlayabildiği kadarını benimser; uyguladığı şeyi geliştirir; sürekli yaptığı şeyi alışkanlığa, samimiyetle yaşadığı şeyi ise karaktere dönüştürür.
Yorumlar:
Yorum Yazabilirsiniz.