18px

Hz. Lût Aleyhisselâm’ın Karısının Hayatından Hikmetli Dersler


Hz. Lût Aleyhisselâm’ın Karısının Hayatından Hikmetli Dersler

Kur’ân, Sahih Sünnet ve Risale-i Nur Perspektifinden Hz. Lût Aleyhisselâm’ın Karısının Hayatından Hikmetli Dersler

Hz. Lût Aleyhisselâm’ın kıssası Kur’ân-ı Kerîm’de yalnızca helâk edilen bir kavmin hikâyesi olarak anlatılmaz. Bu kıssada iman, aile, hidayet, irade, kötülüğe karşı tavır, peygambere bağlılık ve kişinin kendi tercihinden sorumlu olması gibi çok önemli hakikatler vardır.

Bu kıssanın dikkat çekici şahıslarından biri de Hz. Lût Aleyhisselâm’ın eşidir.

Kur’ân onun adını bildirmez. Bu sebeple bazı tarih veya tefsir kitaplarında geçen isimleri kesin bilgi gibi aktarmak doğru değildir. Kur’ân'ın üzerinde durduğu husus onun kimliği değil, iman karşısındaki tavrı ve bunun neticesidir.

Hz. Lût’un eşinin durumu özellikle şu büyük hakikati gösterir:

Bir peygambere en yakın evde yaşamak bile insanı kurtarmaya yetmez; kurtuluş iman, sadakat ve Allah’a teslimiyetle mümkündür.


1. Hz. Lût Aleyhisselâm ve Kavmi

Hz. Lût Aleyhisselâm, Kur’ân’da adı geçen peygamberlerden biridir. Allah onu ahlâkî bakımdan büyük bir bozulmaya uğramış bir topluma peygamber olarak göndermiştir.

Kur’ân şöyle bildirir:

“Lût’u da gönderdik. Kavmine dedi ki: ‘Sizden önce âlemlerden hiçbir kimsenin yapmadığı hayâsızlığı mı yapıyorsunuz?’”
(A‘râf, 7/80)

Hz. Lût Aleyhisselâm kavmini uzun süre hakka, temizliğe ve fıtrata uygun yaşamaya çağırdı. Fakat kavmin büyük kısmı peygamberlerini reddetti.

İşte böyle bir ortamda Hz. Lût’un eşi de peygamber hanesinde bulunmasına rağmen iman ve sadakat bakımından kocasının yanında yer almadı.


2. Kur’ân Hz. Lût’un Eşini Nasıl Anlatır?

Kur’ân-ı Kerîm Hz. Lût’un eşinden birkaç yerde söz eder.

En dikkat çekici ayetlerden biri Tahrîm sûresindedir:

“Allah, inkâr edenlere Nûh’un karısı ile Lût’un karısını misal verdi. Onlar kullarımızdan iki salih kulun nikâhı altında idiler; fakat onlara hainlik ettiler. Kocaları Allah’tan gelen hiçbir şeyi onlardan savamadı. Onlara, ‘Ateşe girenlerle beraber siz de girin!’ denildi.”
(Tahrîm, 66/10)

Bu ayet, kıssanın anlaşılmasında temel ölçüdür.

Hz. Lût’un eşi bir peygamberin nikâhı altındaydı.

Fakat peygamber eşi olmak onu kurtarmadı.

Çünkü Allah katında insanı kurtaran şey:

  • soy,

  • aile,

  • makam,

  • çevre,

  • unvan

değil;

iman ve salih ameldir.


3. Ayetteki “Hıyanet” Ne Demektir?

Burada çok önemli bir yanlış anlaşılmayı düzeltmek gerekir.

Kur’ân:

“Onlara hainlik ettiler.”

buyurur.

Ancak sahih İslâmî açıklamalarda buradaki hıyanetin iffetsizlik veya zina anlamında olmadığı belirtilmiştir.

Peygamberlerin eşlerine bu anlamda bir ahlâksızlık isnat edilmesi doğru değildir.

Buradaki hıyanet esas itibarıyla din ve iman hususundaki ihanet olarak anlaşılmıştır.

Yani Hz. Lût’un eşi:

  • kocasının peygamberliğine iman etmemiş,

  • onun davasına sadakat göstermemiş,

  • hak ile bâtıl arasındaki mücadelede peygamberin safında yer almamıştır.

Dolayısıyla burada aile hukukundan önce iman sadakati meselesi bulunmaktadır.


4. Peygamber Evinde Bulunmak Hidayet İçin Yeterli Değildir

Hz. Lût’un eşinin kıssasının belki de en sarsıcı dersi budur.

Bir insan düşünelim:

Eşi Allah’ın peygamberidir.

Evinde vahyin tebliği vardır.

Hakikat her gün anlatılmaktadır.

Peygamber ahlâkını yakından görmektedir.

Buna rağmen iman etmeyebilir.

Bu bize hidayetin zorla meydana getirilemeyeceğini öğretir.

Kur’ân başka bir yerde:

“Şüphesiz sen sevdiğin kimseyi hidayete erdiremezsin. Fakat Allah dilediğini hidayete erdirir.”
(Kasas, 28/56)

buyurur.

Demek ki peygamberlerin vazifesi dahi tebliğ ve irşaddır; kalpte imanı yaratmak değildir.

Kalpler Allah’ın tasarrufundadır.


5. Aile Yakınlığı Ahirette Tek Başına Kurtuluş Sebebi Değildir

İnsan dünyada ailesinden birçok konuda faydalanabilir.

Fakat ahirette herkes kendi imanından ve amelinden sorumludur.

Kur’ân:

“Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez.”
(En‘âm, 6/164)

buyurur.

Hz. Lût’un eşinin durumu bunun çarpıcı örneklerinden biridir.

Bir peygamber:

“Bu benim eşimdir.”

diyerek Allah’ın adaletinin karşısında onu kurtaramaz.

Aynı şekilde bir insanın:

“Babam çok salih insandı.”

veya:

“Ben çok dindar bir aileden geliyorum.”

demesi tek başına yeterli değildir.

İslâm'da manevî miras otomatik değildir.

Salih insanların çocukları veya eşleri olmak büyük bir nimet ve fırsattır; fakat bu fırsatın imanla değerlendirilmesi gerekir.


6. Aynı Evde İki Farklı Manevî Dünya Bulunabilir

Hz. Lût’un evi son derece düşündürücü bir manzara ortaya koyar.

Bir tarafta:

Allah’ın peygamberi Hz. Lût Aleyhisselâm.

Diğer tarafta:

Onun davetine iman etmeyen eşi.

Aynı çatı altında yaşarlar.

Fakat manevî istikametleri birbirinden tamamen farklıdır.

Bu bize önemli bir hakikati öğretir:

Mekân yakınlığı kalp yakınlığı anlamına gelmez.

İki insan yan yana yaşayabilir fakat biri Allah’a yaklaşırken diğeri O’ndan uzaklaşabilir.

Aynı evde Kur’ân okunabilir; fakat herkes aynı derecede istifade etmeyebilir.

Çünkü hakikatten faydalanmanın şartlarından biri kalbin hakikate açık olmasıdır.


7. Kötü Çevreye Kalben Taraftar Olmanın Tehlikesi

Hz. Lût’un eşinin kıssasında üzerinde durulması gereken önemli hususlardan biri de kişinin kötülüğü bizzat işlemesiyle kötülüğün tarafında bulunması arasındaki ilişkidir.

Kur’ân onun kurtulanlardan olmadığını bildirir:

“Bunun üzerine onu ve ailesini kurtardık; yalnız karısı geride kalanlardan oldu.”
(A‘râf, 7/83)

Başka ayetlerde de benzer şekilde Hz. Lût’un ailesinin kurtarılacağı, fakat eşinin istisna olduğu bildirilir.

Bu durum gösteriyor ki insan:

“Ben kötülüğü kendim yapmıyorum.”

demekle her zaman sorumluluktan kurtulamaz.

Kötülüğü:

  • desteklemek,

  • normalleştirmek,

  • savunmak,

  • yayılmasına yardımcı olmak,

  • kötülük yapanların tarafında bulunmak

da insanın manevî durumunu etkileyebilir.

Kur’ân:

“Günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın.”
(Mâide, 5/2)

buyurur.


8. Kurtuluş Emri Geldiğinde Hz. Lût’un Eşi Neden Kurtulmadı?

Melekler Hz. Lût Aleyhisselâm’a kavmin başına gelecek azabı haber verdiler.

Kur’ân'da:

“Gecenin bir bölümünde aileni yola çıkar... Karın hariç. Çünkü onların başına gelecek olan onun da başına gelecektir.”
(Hûd, 11/81 mealen)

buyrulur.

Buradaki büyük ders şudur:

Fizikî olarak peygambere yakın olmak başka, iman bakımından peygamberin yolunda olmak başkadır.

Kurtuluş gemisine binmek yalnızca bedenen değil, kalben de hakka bağlanmayı gerektirir.


9. Hz. Lût’un Eşi ile Hz. Âsiye Arasındaki Büyük Karşılaştırma

Kur’ân'ın Tahrîm sûresindeki anlatımı son derece dikkat çekicidir.

Önce Hz. Nûh ve Hz. Lût’un eşleri anlatılır.

Ardından Firavun’un hanımı örnek gösterilir:

“Allah iman edenlere de Firavun’un karısını misal verdi...”
(Tahrîm, 66/11)

Ortaya muhteşem bir karşılaştırma çıkar:

Hz. Lût’un eşi: Peygamberin evindedir fakat iman etmez.

Hz. Âsiye: Firavun’un sarayındadır fakat iman eder.

Demek ki:

Saray insanı kâfir yapmadığı gibi, peygamber evi de insanı otomatik olarak mümin yapmaz.

Son kararı insanın iman tercihi belirler.

Bu iki kadın adeta iki zıt istikametin sembolü gibidir.

Hz. Lût’un eşi:

Peygambere çok yakın, fakat hakikate uzak.

Hz. Âsiye:

Firavun’a fizikî olarak yakın, fakat onun küfründen manen çok uzak.

Bundan çıkan büyük ders:

İnsanın kurtuluşunda belirleyici olan çevresinin kim olduğu değil, kalbinin kimin yanında olduğudur.


10. Risale-i Nur Perspektifinden: İman Bir İntisaptır

Bediüzzaman Said Nursî Risale-i Nur’da imanı yalnızca zihinsel bir kabul olarak değil, insanı Rabbine bağlayan büyük bir intisap ve mensubiyet olarak ele alır.

İman eden insan:

“Ben sahipsiz değilim; Allah’ın kuluyum.”

hakikatine ulaşır.

Bu bakımdan Hz. Lût’un eşinin kıssası tersinden büyük bir iman dersi verir.

Peygambere aile bağıyla intisap etmek, Allah’a iman bağıyla intisap edilmediği müddetçe kurtuluş için yeterli değildir.

Asıl mensubiyet:

Allah’a kulluktur.


11. Risale-i Nur Perspektifinden Cüz’î İrade

Risale-i Nur'un kader ve insan iradesi bahislerinde üzerinde durduğu temel hakikatlerden biri insanın cüz’î irade sahibi olmasıdır.

Allah insana tercih kabiliyeti vermiştir.

İnsan:

  • iman veya inkâr,

  • itaat veya isyan,

  • iyilik veya kötülük

istikametlerinden birini tercih eder.

Hz. Lût’un eşinin kıssası da insan iradesinin ne kadar önemli olduğunu gösterir.

Çünkü onun:

  • eşi peygamberdir,

  • hakikat önündedir,

  • tebliğ kendisine ulaşmıştır.

Buna rağmen yanlış tercihte bulunmuştur.

Dolayısıyla insan kıyamet gününde:

“Çevrem yüzünden böyle oldum.”

mazeretine bütünüyle sığınamaz.

Çevrenin etkisi vardır; fakat insanın iradesi ve sorumluluğu da vardır.


12. Hidayet Büyük Bir Nimettir

Hz. Lût’un eşinin durumu insana kendi imanına başka bir gözle bakmayı öğretir.

Bir insan:

  • Müslüman bir ailede doğabilir,

  • Kur’ân okuyabilir,

  • camiye gidebilir,

  • dinî sohbetlere katılabilir,

  • Risale-i Nur okuyabilir.

Fakat bunların tamamının asıl gayesi imanın kalpte tahkikî hâle gelmesi ve hayata yansımasıdır.

Bediüzzaman'ın üzerinde önemle durduğu tahkikî iman anlayışı burada önem kazanır.

Miras alınan kültürel aidiyet ile şuurlu iman aynı şey değildir.

İnsan:

“Ben neden inanıyorum?”

sorusunun cevabını tahkik ederek imanını kuvvetlendirmelidir.


13. Hakikati Bilmek ile Hakikate Teslim Olmak Aynı Şey Değildir

Hz. Lût’un eşinin peygamberlik hakikatinden habersiz olduğunu düşünmek mümkün değildir.

Çünkü peygamberin evindedir.

Fakat hakikati duymak başka, ona teslim olmak başkadır.

Kur’ân'da birçok kavim peygamberlerini görmüş, mucizelere şahit olmuş fakat yine de iman etmemiştir.

Demek ki insanın problemi bazen delil eksikliği değil, teslimiyet eksikliğidir.

Risale-i Nur perspektifinden ifade edersek nefis, enaniyet, alışkanlıklar, menfaatler ve çevrenin baskısı insanın hakikat karşısındaki tavrını etkileyebilir.

Bu sebeple iman yalnızca bilgi meselesi değildir.

İman aynı zamanda:

tasdik, teslimiyet, ubudiyet ve sadakat meselesidir.


14. Ailede İman Birliği Büyük Nimettir

Hz. Lût’un ailesindeki durum bize tersinden ailede iman birliğinin değerini gösterir.

Kur’ân müminlerin şöyle dua ettiğini bildirir:

“Rabbimiz! Bize eşlerimizden ve çocuklarımızdan göz aydınlığı bağışla ve bizi takvâ sahiplerine önder kıl.”
(Furkân, 25/74)

Demek ki mümin yalnızca kendi imanını düşünmemelidir.

Eşinin ve çocuklarının manevî hayatıyla da ilgilenmelidir.

Ancak bunu:

  • zorbalıkla değil,

  • güzel örneklikle,

  • hikmetle,

  • sabırla,

  • şefkatle

yapmalıdır.


15. Eşler Birbirlerinin Ahiretine Yardımcı Olmalıdır

Evlilik sadece dünya arkadaşlığı değildir.

İslâmî bakış açısından ideal evlilik aynı zamanda ahiret yolculuğunda arkadaşlıktır.

Eşler birbirine:

  • namazda,

  • helâl kazançta,

  • güzel ahlâkta,

  • sabırda,

  • ibadette,

  • çocukların terbiyesinde,

  • haramlardan korunmada

yardımcı olmalıdır.

Böyle bir aile, dünya beraberliğini ebedî beraberliğe dönüştürmeye çalışır.

Hz. Lût’un eşinin kıssası ise bunun tersini gösterir:

Nikâh bağı vardır fakat iman beraberliği yoktur.

Dolayısıyla gerçek aile saadeti yalnız aynı evde yaşamak değil, aynı ebedî hedefe yürümektir.


16. Risale-i Nur Perspektifinden “Dünya Misafirhanedir”

Risale-i Nur’da dünya sık sık misafirhane benzetmesiyle açıklanır.

İnsan burada kalıcı değildir.

Aile, mal, makam ve çevre de dünya hayatına ait geçici bağlardır.

Eğer bu bağlar Allah hesabına değerlendirilirse büyük bir kıymet kazanırlar.

Fakat insan dünyadaki yakınlıklarını ebedî kurtuluşun garantisi zannederse yanılır.

Hz. Lût’un eşinin kıssası:

Dünyevî yakınlığın ebedî yakınlığı garanti etmediğini

gösteren ibretli bir örnektir.


17. Günahın Normalleşmesi Büyük Bir Tehlikedir

Hz. Lût kavminin önemli problemlerinden biri kötülüğün ferdî olmaktan çıkıp toplumsal hâle gelmesidir.

Bir kötülük toplumda yaygınlaşınca insanlar zamanla:

“Herkes yapıyor.”

demeye başlayabilir.

Fakat Kur’ân'ın ölçüsünde çoğunluk hakikatin ölçüsü değildir.

Bir davranışın toplum tarafından kabul edilmesi onun Allah katında doğru olduğu anlamına gelmez.

Hz. Lût’un kıssasının çağlar üstü derslerinden biri budur:

Mümin değerlerini toplumun değişen arzularına göre değil, vahyin ölçülerine göre belirlemelidir.


18. Kötülük Karşısında Kalbî Tavır Önemlidir

Hadiste kötülük karşısındaki mümin tavrı şöyle öğretilmiştir:

“Sizden kim bir kötülük görürse onu eliyle değiştirsin. Buna gücü yetmezse diliyle, buna da gücü yetmezse kalbiyle buğzetsin...”
(Müslim, Îmân, 78)

Bu hadis Hz. Lût kıssasının verdiği genel ahlâkî derslerden birini anlamamıza yardımcı olur.

Mümin kötülüğe alışmamalıdır.

En azından kalbinde:

“Bu Allah’ın razı olmadığı bir davranıştır.”

şuurunu korumalıdır.

Çünkü günaha karşı hassasiyetin kaybolması zamanla günahın normalleşmesine yol açabilir.


19. “Peygamber Yakınıyım” Demek Yetmez

Kur’ân birçok örnekle soy ve aile bağlarının tek başına kurtarıcı olmadığını gösterir.

Hz. Nûh’un oğlunun kıssası da bunun örneğidir.

Hz. Nûh:

“Rabbim! Oğlum benim ailemdendir...”

dediğinde Allah Teâlâ:

“Ey Nûh! O senin ailenden değildir. Çünkü onun yaptığı salih olmayan bir iştir...”
(Hûd, 11/45-46 mealen)

buyurmuştur.

Burada biyolojik bağdan daha üstün bir bağ ortaya çıkar:

iman bağı.

Aynı hakikat Hz. Lût’un eşinde de görülür.


20. İnsanın En Büyük Sermayesi İmandır

Risale-i Nur'un temel gayelerinden biri insanın imanını kurtarmak ve kuvvetlendirmektir.

Çünkü insan dünyada çok şey kazanabilir:

  • servet,

  • makam,

  • şöhret,

  • aile,

  • çevre,

  • bilgi.

Fakat imanını kaybederse ebedî hayat bakımından en büyük kayba uğramış olur.

Hz. Lût’un eşi peygamber hanesinde bulunmak gibi büyük bir nimete sahip olduğu hâlde bu yakınlıktan iman yönünde istifade edememiştir.

Bu sebeple kıssa bize:

“Sahip olduğun nimetlerin kıymetini bil.”

mesajını verir.


21. Nimetin Büyüklüğü Sorumluluğu da Artırır

Bir insan hakikati ne kadar çok öğreniyorsa sorumluluğu da o ölçüde artabilir.

Peygamberin yanında bulunmak çok büyük nimettir.

Fakat nimetin şükrü yapılmazsa nimet insan aleyhine delil hâline gelebilir.

Bugün de:

  • Kur’ân'a ulaşabilmek,

  • sahih sünneti öğrenebilmek,

  • dinî eserleri okuyabilmek,

  • iman hakikatlerini öğrenmek

büyük nimetlerdir.

Bu nimetlerin şükrü sadece onları bilmek değil, hayata geçirmektir.


22. Allah’ın Adaletinde Ayrıcalık Yoktur

Hz. Lût’un eşinin kıssası ilâhî adaletin ne kadar kesin olduğunu da gösterir.

Peygamberin eşi olmak kişiye özel dokunulmazlık sağlamamıştır.

Kur’ân'ın ortaya koyduğu prensip açıktır:

Herkes kendi imanından ve amelinden sorumludur.

Allah katında insanların değer ölçüsü soy veya makam değil, takvâdır:

“Allah katında en değerliniz, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır.”
(Hucurât, 49/13)


23. Hz. Lût’un Eşinden Günümüze Aileler İçin Dersler

Bu kıssa bugünün ailelerine de önemli mesajlar verir:

1. Eş seçerken yalnız dünya şartlarına bakılmamalıdır.

Ahlâk, iman ve hayat anlayışı da dikkate alınmalıdır.

2. Eşler birbirinin imanına yardımcı olmalıdır.

Evlilik yalnız ekonomik ve duygusal birliktelik değildir.

3. Çocuklara yalnız dinî kimlik vermek yetmez.

Onlara iman şuuru kazandırılmalıdır.

4. Ailede güzel örneklik önemlidir.

Din sadece sözle değil, yaşayışla öğretilmelidir.

5. Hidayetin Allah’tan olduğu unutulmamalıdır.

İnsan yakınlarının hidayeti için dua eder, güzel örnek olur ve tebliğ eder; fakat zorlayamaz.

6. Günah normalleştirilmemelidir.

Toplumun yaygın şekilde kabul ettiği bir davranış vahyin ölçüsüne aykırıysa mümin kendi ölçüsünü korumalıdır.

7. Dindar çevrede bulunmak yeterli görülmemelidir.

İman kişinin kendi kalbinde tahkik edilmelidir.


24. Hz. Lût’un Eşi ve Hz. Âsiye’den Çıkan Muhteşem Denklem

Kur’ân'ın verdiği iki örneği yan yana koyduğumuzda çok güçlü bir ders ortaya çıkar:

Hz. Lût’un eşi:

Peygamberin evinde + imansız tercih = kurtuluş yok.

Firavun’un eşi Hz. Âsiye:

Firavun’un sarayında + iman ve teslimiyet = kurtuluş ve yüksek makam.

Demek ki:

İnsanın nerede bulunduğundan daha önemli olan, kalbinin hangi istikamette bulunduğudur.

Kötü çevre insanın iman etmesini imkânsız hâle getirmez.

İyi çevre de insanın imanını otomatik olarak garanti etmez.

İnsanın iradesi, tercihi, duası, teslimiyeti ve Allah’ın hidayeti esastır.


25. Risale-i Nur Perspektifinden En Büyük Ders: İmanı Taklitten Tahkike Çıkarmak

Bu kıssadan Risale-i Nur perspektifiyle çıkarılabilecek en önemli sonuçlardan biri şudur:

İman sadece aileden devralınan bir kimlik olarak bırakılmamalıdır.

İnsan:

Allah neden vardır?

Allah’ın birliği nasıl anlaşılır?

Peygamberlik neden gereklidir?

Kur’ân neden Allah kelâmıdır?

Ahiret neden vardır?

gibi imanî meseleleri öğrenmeli ve imanını delillerle kuvvetlendirmelidir.

Çünkü çevre değişebilir.

Toplum değişebilir.

İnsanlar değişebilir.

Fakat tahkikî iman, insanın kalbinde sağlam bir dayanak hâline gelir.


Sonuç: Peygamberin Evinde Olmak Değil, Peygamberin Yolunda Olmak

Hz. Lût Aleyhisselâm’ın eşinin kıssası kısa anlatılmış fakat çok büyük hakikatleri içinde barındırmıştır.

Bu kıssanın özeti şu cümlede toplanabilir:

Peygambere yakın olmak başka, peygamberin yolunda olmak başkadır.

Hz. Lût’un eşi peygambere aile bakımından son derece yakındı fakat iman bakımından onun yolunu tercih etmedi.

Buna karşılık Hz. Âsiye, Firavun’un evinde bulunduğu hâlde Allah’a yöneldi.

Böylece Kur’ân bize insanın kaderini belirleyen temel ölçünün çevresinden ziyade imanı ve tercihi olduğunu öğretir.

Hz. Lût’un eşinin kıssasından şu temel dersleri çıkarabiliriz:

  1. Soy ve aile bağı insanı tek başına kurtarmaz.

  2. Hidayet büyük bir ilâhî nimettir.

  3. İnsan kendi tercihinden sorumludur.

  4. Peygambere yakınlık, iman olmadıkça yeterli değildir.

  5. Kötülüğe taraftar olmak manevî bakımdan tehlikelidir.

  6. Günahın toplumda yaygınlaşması onu meşru hâle getirmez.

  7. Eşler birbirlerinin dünya hayatından önce ahiret hayatına yardımcı olmalıdır.

  8. Çocuklara yalnız dinî kültür değil, tahkikî iman kazandırılmalıdır.

  9. Hakikati duymak ile hakikate teslim olmak aynı değildir.

  10. Nimet arttıkça sorumluluk da artar.

  11. Allah’ın adaletinde soy, makam ve aile ayrıcalığı yoktur.

  12. Mümin imanını sürekli korumalı ve kuvvetlendirmelidir.

Ve kıssanın insanın kalbine bıraktığı en önemli soru şudur:

“Ben hakikate sadece yakın mıyım, yoksa gerçekten hakikatin yolunda mıyım?”

Risale-i Nur'un iman hizmeti açısından meseleye baktığımızda da asıl hedef budur:

İmanı yalnızca aileden veya çevreden alınmış bir aidiyet olarak taşımak değil; onu okuyarak, düşünerek, delillerini öğrenerek, ibadet ve güzel ahlâkla yaşayarak tahkikî ve şuurlu bir iman hâline getirmek.

Çünkü nihayetinde insan Allah’ın huzuruna ailesinin, çevresinin veya unvanlarının arkasına saklanarak değil, kendi imanı, kulluğu ve amelleriyle çıkacaktır.

Yorumlar:

Yorum Yazabilirsiniz.

Mail adresiniz gizli kalacaktır. Lütfen bütün alanları doldurun. *


Benzer Bloglar

Hz Eyyub Aleyselam Kısası
  • Salih Avcı
  • 18.01.2025
Hz Eyyub Aleyselam Kısası
Hz Salih Aleyhisselam
  • Salih Avcı
  • 18.08.2026
Hz Salih Aleyhisselam
Hz Yunus Aleyhiselam
  • Salih Avcı
  • 18.08.2026
Hz Yunus Aleyhiselam
Hz. İlyas Aleyhisselâm
  • Salih Avcı
  • 21.08.2026
Hz. İlyas Aleyhisselâm