18px

Firavunun Hayatından Hikmetli Dersler


Firavunun Hayatından Hikmetli Dersler

Kur’ân, Sahih Sünnet ve Risale-i Nur Perspektifinden Firavunun Hayatından Hikmetli Dersler

Giriş: Bir İnsanın Hikâyesinden İnsanlığın İbret Tablosuna

Kur’ân-ı Kerîm’de Firavun, yalnızca Hz. Musa Aleyhisselâm döneminde yaşamış zalim bir hükümdarın adı veya unvanı olarak anlatılmaz. O, aynı zamanda kibir, zulüm, istibdat, enaniyet, inkâr, dünyevî güç tutkusu ve hakikat karşısındaki inatçılığın sembolü hâline gelmiştir.

Kur’ân’da Hz. Musa Aleyhisselâm ile Firavun arasındaki mücadele farklı sûrelerde tekrar tekrar anlatılır. Bunun önemli hikmetlerinden biri şudur:

Firavunluk sadece geçmişte kalmış tarihî bir hadise değildir. İnsan nefsinde küçük ölçekte tekrar ortaya çıkabilecek bir hastalıktır.

Bu sebeple Firavun kıssasını okurken yalnızca:

“Firavun ne kadar zalimmiş.”

demek yeterli değildir.

Asıl ibret şudur:

“Firavun'u Firavun yapan hangi özelliklerdi ve bunların bende küçük de olsa bir karşılığı var mı?”

Risale-i Nur'un nefis, ene, kibir, gurur, rububiyet vehmi ve ubudiyet hakkındaki izahları bu açıdan Firavun kıssasını anlamaya önemli bir pencere açar.


1. Firavun Kimdir?

“Firavun”, eski Mısır hükümdarları için kullanılan bir unvandır. Kur’ân, Hz. Musa Aleyhisselâm dönemindeki Firavun'un şahsî isminden ziyade onun iman ve ahlâk bakımından temsil ettiği karakter üzerinde durur.

Kur’ân onun hakkında şöyle buyurur:

“Şüphesiz Firavun yeryüzünde büyüklük tasladı ve halkını gruplara ayırdı. Onlardan bir kesimi eziyor, oğullarını boğazlıyor, kadınlarını sağ bırakıyordu. Çünkü o bozgunculardandı.”
(Kasas, 28/4)

Bu tek âyet bile Firavun düzeninin temel özelliklerini ortaya koymaktadır:

  • Kibir ve büyüklük taslamak,

  • toplumu bölmek,

  • insanları sınıflara ayırmak,

  • zayıfları ezmek,

  • korku siyaseti uygulamak,

  • masumları öldürmek,

  • iktidarını korumak için her yolu meşru görmek.

Dolayısıyla Firavunluk yalnızca bir kişinin günahı değil, zulmün sistem hâline gelmiş şeklidir.


2. Firavunluğun Başlangıcı: Kibir

Firavun'un en belirgin özelliklerinden biri kibirdir.

Kur’ân şöyle bildirir:

“Firavun ve askerleri yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladılar ve bize döndürülmeyeceklerini sandılar.”
(Kasas, 28/39)

Kibir insanın kendisini gerçek konumundan daha büyük görmesidir.

Kul olduğunu unutan insan zamanla kendisini:

  • başkalarından üstün,

  • sorgulanamaz,

  • vazgeçilmez,

  • dokunulmaz

görmeye başlayabilir.

Firavun'daki hastalık da böyle büyümüştür.

Risale-i Nur açısından

Risale-i Nur'da insanın “ene”si, yani benliği, Allah'ın isim ve sıfatlarını anlamaya yarayan bir ölçü ve anahtar olarak değerlendirilir.

İnsan kendisindeki sınırlı kudretten Allah'ın sonsuz kudretini, sınırlı bilgisinden Allah'ın sonsuz ilmini anlamalıdır.

Fakat ene yanlış kullanılırsa insan:

“Benim gücüm, benim mülküm, benim başarım, benim makamım...”

diyerek kendisini hakiki malik zannetmeye başlayabilir.

İşte Firavunluk bu yanlış kullanımın en uç noktalarından biridir.

Hikmetli ders

İnsan Firavun kadar güçlü olmadığı için Firavunlaşmaktan korunmuş sayılmaz.

Bir insan:

  • ailesinde,

  • iş yerinde,

  • küçük bir toplulukta,

  • makamında,

  • servetinde,

  • bilgisinde

başkalarını küçümsüyorsa, Firavun ahlâkından küçük bir pay taşıyor olabilir.


3. “Ben Sizin En Yüce Rabbinizim” Sözü

Firavun'un azgınlığının zirvesini Kur’ân şöyle bildirir:

“Ben sizin en yüce rabbinizim, dedi.”
(Nâziât, 79/24)

Bu ifade insan benliğinin ulaşabileceği en korkunç noktayı gösterir.

Firavun artık yalnızca siyasi hâkimiyet istememektedir. İnsanların kendisine mutlak şekilde boyun eğmesini istemektedir.

Başka bir âyette şöyle der:

“Ey ileri gelenler! Sizin için benden başka bir ilâh bilmiyorum.”
(Kasas, 28/38)

Buradaki temel problem yalnızca söylenen söz değildir.

Asıl hastalık şudur:

Kulun kendi sınırlarını unutması.

İnsan yaratılmıştır.

Ölümlüdür.

Hastalanabilir.

Acıkır.

Uyur.

Yaşlanır.

Bir damla suya muhtaçtır.

Kalbinin atmasını bile kendisi sağlamaz.

Buna rağmen insanın kendisini mutlak güç sahibi görmesi büyük bir yanılgıdır.

Risale-i Nur perspektifi

Risale-i Nur'un temel derslerinden biri insanın acz ve fakrını anlamasıdır.

İnsan:

aczini anlarsa kudret-i İlâhiyeye,
fakrını anlarsa rahmet-i İlâhiyeye yönelir.

Firavun ise bunun tersini yaptı.

Aciz olduğu hâlde kendisini güçlü, fakir olduğu hâlde kendisini malik, kul olduğu hâlde kendisini hâkim-i mutlak zannetti.

Ders

Ubudiyet insanı küçültmez; gerçek yerini öğretir.


4. Mülkü Kendinden Bilmek

Firavun kavmine şöyle seslendi:

“Ey kavmim! Mısır'ın mülkü ve altımdan akıp giden şu nehirler benim değil mi? Hâlâ görmüyor musunuz?”
(Zuhruf, 43/51)

Firavun insanlara sahip olduğu maddî gücü gösteriyordu.

Mısır...

Saraylar...

Ordular...

Nehirler...

Servet...

Makam...

Bütün bunları kendi üstünlüğünün delili zannediyordu.

Fakat büyük yanılgısı şuydu:

Emaneti mülk zannediyordu.

Kur’ân'ın öğrettiği hakikate göre gerçek mülk Allah'ındır.

İnsan ise geçici bir emanetçidir.

Bugün sahip olduğumuz:

  • mal,

  • makam,

  • beden,

  • güzellik,

  • zekâ,

  • evlat,

  • sağlık,

  • imkânlar

bir gün elimizden alınacaktır.

Firavun Nil'i göstererek “benim” diyordu.

Fakat sonunda o sular onun hükmünü dinlemedi.

Büyük ibret

İnsan “Benim!” dediği şeylerin hiçbirini yanında götüremez.


5. Firavun'un En Büyük Silahlarından Biri: Korku

Firavun yalnızca fizikî güçle yönetmiyordu.

Korku üretiyordu.

Hz. Musa'ya iman eden sihirbazlara şöyle dedi:

“Ben size izin vermeden ona iman ettiniz öyle mi?”

Ardından onları ağır şekilde tehdit etti.
(A'râf, 7/123-124; Tâhâ, 20/71)

Bu ifade Firavun psikolojisinin önemli bir yönünü gösterir:

İnsanların vicdanları üzerinde bile hâkimiyet kurmak istemektedir.

“Ben izin vermeden nasıl iman edersiniz?”

Bu anlayışta insanın düşüncesi bile hükümdarın kontrolünde olmalıdır.

Hikmetli ders

Zulmün ileri noktası yalnızca insanın malını almak değildir.

İnsanların:

  • düşüncelerine,

  • inançlarına,

  • vicdanlarına,

  • tercihlerine

zorla hükmetmeye çalışmak da bir zulüm biçimidir.


6. Firavun Toplumu Bölerek Yönetiyordu

Kasas sûresindeki çok önemli ifade şöyledir:

“Halkını gruplara ayırdı.”
(Kasas, 28/4)

Bu, Firavun siyasetinin temel yöntemlerinden biridir.

İnsanları birbirine karşı ayırmak ve bir kesimi diğerine karşı kullanmak...

Çünkü zalim yönetimler insanların birlik olmasından korkabilir.

Buradan günümüze uzanan önemli bir ahlâk dersi çıkar:

Mümin ayrıştırıcı değil birleştirici olmalıdır.

Risale-i Nur'da özellikle uhuvvet, ihlâs, tesanüd ve ittihad üzerinde önemle durulur.

Mümin:

“Benim grubum kazansın.”

demekten önce:

“Hak kazansın.”

demelidir.


7. Firavun'un En Büyük Korkusu: Makamını Kaybetmek

Hz. Musa Aleyhisselâm Firavun'a Allah'ın mesajını getirdi.

Firavun neden kabul etmedi?

Sadece delil eksikliğinden dolayı mı?

Hayır.

Kur’ân onun siyasî korkusunu da gösterir.

Firavun çevresine Hz. Musa hakkında şöyle dedi:

“Ben onun dininizi değiştirmesinden veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmasından korkuyorum.”
(Mü'min/Gâfir, 40/26)

Bu çok dikkat çekicidir.

Asıl büyük bozgunculuğu yapan Firavun olduğu hâlde, Hz. Musa'yı bozgunculukla suçlamaktadır.

Zulmün psikolojisi

Zalim insan bazen kendi suçunu karşısındakine isnat eder.

Kendisini:

“düzeni koruyan”

olarak gösterirken hakikat ehline:

“düzeni bozan”

damgası vurabilir.

Hikmet

Makam sevgisi hakikati görmenin önündeki en büyük perdelerden biri olabilir.

İnsan bazen hakikati anlamadığı için değil, kabul ederse kaybedeceklerinden korktuğu için reddeder.


8. Hz. Musa'ya Açık Deliller Gösterildi

Allah Hz. Musa Aleyhisselâm'ı Firavun'a gönderdi.

Musa Aleyhisselâm mucizeler gösterdi.

Asası Allah'ın izniyle yılana dönüştü.

Eli parlak bir mucize olarak göründü.

Başka ilâhî işaretler meydana geldi.

Fakat Firavun bunları kabul etmek yerine sihir olarak niteledi.

Burada çok önemli bir iman hakikati vardır:

Delil görmek ile hidayete ermek aynı şey değildir.

Çünkü insanın kalbinde:

  • kibir,

  • taassup,

  • menfaat,

  • makam sevgisi,

  • inat

varsa açık deliller karşısında bile direnebilir.


9. Sihirbazların İmanı: Firavun'un Sarayında Büyük Bir Ders

Firavun sihirbazlarını topladı.

Amacı Hz. Musa'yı halkın önünde mağlup etmekti.

Fakat beklemediği bir şey oldu.

Sihirbazlar Hz. Musa'nın mucizesinin sihir olmadığını anlayınca secdeye kapandılar:

“Âlemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine iman ettik.”
(A'râf, 7/121-122)

Firavun onları ölümle tehdit etti.

Fakat onlar imanlarından vazgeçmediler.

Bu olay çok büyük bir ders taşır.

Sabah sihirbaz, akşam şehadet makamına hazır mümin

İnsan hayatında hidayet bazen çok kısa sürede büyük değişiklikler meydana getirebilir.

Bir insan geçmişte büyük hatalar işlemiş olabilir.

Fakat hakikati gördüğü anda samimiyetle Allah'a yönelirse bambaşka bir insan olabilir.

Bu sebeple:

Hiç kimse geçmişinden dolayı Allah'ın rahmetinden ümit kesmemelidir.


10. Firavun'un Sarayındaki Mümin

Kur’ân, Firavun ailesinden imanını gizleyen bir mümini de anlatır.

Bu kişi şöyle dedi:

“Bir adamı, ‘Rabbim Allah'tır’ dediği için öldürecek misiniz?”
(Mü'min/Gâfir, 40/28)

Bu çok büyük bir cesaret örneğidir.

Hakikat bazen sarayın tam ortasında savunulabilir.

Demek ki bozuk bir çevrede yaşamak insanın mutlaka bozulmasını gerektirmez.

Ders

Çevre insan üzerinde etkilidir fakat insanın iradesini tamamen ortadan kaldırmaz.

Firavun'un sarayında bile mümin çıkabilir.


11. Firavun'un Hanımı Hz. Âsiye'nin Büyük İmtihanı

Kur’ân Firavun'un eşini müminlere örnek gösterir:

“Allah iman edenlere de Firavun'un karısını örnek gösterdi...”
(Tahrîm, 66/11)

O şöyle dua etti:

“Rabbim! Bana katında, cennette bir ev yap; beni Firavun'dan ve onun yaptıklarından kurtar...”

Burada muazzam bir tezat vardır:

Aynı sarayda iki insan.

Biri Firavun.

Diğeri iman ehli bir kadın.

Biri cehennem yolunu seçiyor.

Diğeri cenneti istiyor.

Büyük ders

İnsan:

  • ailesi,

  • çevresi,

  • eşi,

  • toplumu

sebebiyle Allah karşısındaki şahsî sorumluluğundan kurtulamaz.

Firavun'un evinde yaşayan bir insan bile Allah'ın sevgili kullarından olabilir.


12. Allah Firavun'a Bile Yumuşak Söz Söylenmesini Emretti

Firavun kadar zalim bir insana Hz. Musa ve Hz. Harun gönderilirken Allah şöyle buyurdu:

“Ona yumuşak söz söyleyin. Belki öğüt alır yahut korkar.”
(Tâhâ, 20/44)

Bu âyet İslâmî tebliğ ahlâkının en önemli ölçülerinden biridir.

Düşünün:

Muhatap Firavun'dur.

Buna rağmen başlangıçta:

“Yumuşak konuşun.”

emri verilmektedir.

Bundan çıkarılacak ders

Bir insan günahkâr veya yanlış yolda olabilir.

Fakat ona hakaret etmek, aşağılamak ve şahsiyetini ezmek tebliğ değildir.

Hakikat:

  • hikmetle,

  • sabırla,

  • merhametle,

  • güzel üslupla

anlatılmalıdır.

Risale-i Nur'un müsbet hareket anlayışı da bu noktada önemli bir ahlâkî ölçü sunar.


13. Firavun Defalarca Uyarıldı

Firavun hemen cezalandırılmadı.

Kendisine peygamber gönderildi.

Mucizeler gösterildi.

İkazlar geldi.

Musibetlerle uyarıldı.

Fakat her defasında sözünden döndü.

Bu durum Allah'ın kullarına mühlet vermesindeki rahmeti gösterir.

Allah hemen cezalandırmayabilir.

Fakat mühlet verilmesi, yapılanların onaylandığı anlamına gelmez.

Çok önemli ders

Günahın cezasının hemen gelmemesi insanı aldatmamalıdır.

İnsan:

“Bir şey olmadı.”

diyerek yanlışında ısrar ederse Firavun'un düştüğü yanılgıya düşebilir.


14. Firavun'un En Büyük Yanılgısı: Gücünü Kalıcı Sanması

Firavun'un ordusu vardı.

Sarayları vardı.

Serveti vardı.

Emir verdiğinde binlerce insan harekete geçiyordu.

Bütün bunlar ona yenilmez olduğu vehmini verdi.

Fakat Kur’ân bize şu hakikati gösterir:

Allah'ın kudreti karşısında bütün dünyevî güçler sıfıra iner.

Firavun'un orduları İsrailoğullarının peşinden denize girdi.

Deniz Allah'ın emriyle Hz. Musa ve beraberindekilere yol olmuştu.

Aynı deniz Firavun için mezar oldu.


15. Deniz: Musa İçin Kurtuluş, Firavun İçin Helâk

Bu hadise tevhid açısından çok büyük bir derstir.

Aynı su...

Musa'ya rahmet.

Firavun'a azap.

Demek ki sebepler kendi başlarına hüküm sahibi değildir.

Risale-i Nur'un sıkça üzerinde durduğu tevhid ve esbabın tesirsizliği hakikati açısından bakıldığında:

Su kendi başına ne kurtarıcıdır ne öldürücüdür.

Ateş kendi başına yakıcı değildir.

İlaç kendi başına şifa verici değildir.

Sebepler Allah'ın kudretine birer perdedir.

Hikmet

Mümin sebeplere başvurur fakat neticeyi Allah'tan bilir.


16. Firavun Boğulurken İman Ettiğini Söyledi

Deniz onu boğmaya başladığında Firavun şöyle dedi:

“İsrailoğullarının iman ettiğinden başka ilâh olmadığına iman ettim. Ben de Müslümanlardanım.”
(Yûnus, 10/90)

Fakat cevap geldi:

“Şimdi mi? Oysa daha önce isyan etmiş ve bozgunculardan olmuştun.”
(Yûnus, 10/91)

Burada çok ciddi bir ders vardır.

İman ve tövbe ölümün kesin olarak görüldüğü ana bırakılmamalıdır.

Çünkü imtihanın sırrı gayba iman etmektir.

Ölüm hakikati kesin şekilde görülmeye başladığında imtihan perdesi kapanmaktadır.

Hikmetli ders

“Yaşlanınca tövbe ederim.”

demek çok tehlikelidir.

Çünkü hiç kimsenin yaşlanacağına dair garantisi yoktur.

En doğru zaman:

Şimdidir.


17. Firavun'un Cesedinin İbret Olması

Kur’ân şöyle bildirir:

“Bugün senin bedenini kurtaracağız ki senden sonrakilere ibret olasın.”
(Yûnus, 10/92)

Bir zamanlar insanların karşısında:

“Ben sizin en yüce rabbinizim.”

diyen hükümdar sonunda kendi bedenini bile kurtaramadı.

Bu, insanlık tarihine bırakılmış büyük bir mesajdır:

İnsan ne kadar yükselirse yükselsin ölümlüdür.

Makamlar biter.

Saltanatlar çöker.

Servet el değiştirir.

Beden toprağa gider.

Fakat insanın Allah karşısındaki hesabı kalır.


18. Firavunluk Önce Kalpte Başlar

Firavunluğu yalnızca siyasî bir kavram olarak anlamak eksik olur.

Firavunluk önce insanın içinde başlar.

Bir insan:

“Ben bilirim.”

“Ben yanılmam.”

“Ben üstünüm.”

“Benim dediğim olacak.”

“Kimse beni sorgulayamaz.”

demeye başladığında benlik tehlikeli şekilde büyümeye başlayabilir.

Risale-i Nur'un nefis terbiyesine dair dersleri burada önem kazanır.

İnsan kendisini mutlak malik değil, emanetçi bilmelidir.

Mutlak hâkim değil, kul bilmelidir.


19. Her İnsanın İçinde Küçük Bir Firavunluk İstidadı Bulunabilir

Nefis terbiye edilmezse:

  • övülmek ister,

  • üstün görünmek ister,

  • hatasını kabul etmek istemez,

  • eleştiriden hoşlanmaz,

  • başkalarının kendisine itaat etmesini ister,

  • başarıları kendinden bilir.

Bunların büyümüş hâli Firavun ahlâkına dönüşebilir.

Bu yüzden Firavun kıssasının en derin derslerinden biri şudur:

Firavun'u sadece dışarıda arama; nefsindeki Firavunluk istidadını da terbiye et.


20. Hz. Musa ile Firavun Arasındaki Mücadele Aynı Zamanda İki Ahlâkın Mücadelesidir

Bir tarafta Musa Aleyhisselâm:

Ubudiyet
Tevazu
Tevhid
Teslimiyet
Adalet
Merhamet

Diğer tarafta Firavun:

Enaniyet
Kibir
Şirk
İsyan
Zulüm
Tahakküm

Bu sebeple kıssa yalnızca iki şahsın mücadelesi değildir.

İnsanın kendi içinde de benzer bir mücadele yaşanabilir.

Nefis:

“Ben.”

der.

İman:

“O.”

der.

Nefis:

“Ben yaptım.”

der.

Tevhid:

“Allah nasip etti.”

der.

Nefis:

“Benim.”

der.

Ubudiyet:

“Emanet.”

der.


21. Firavun ile Karun Arasındaki Benzerlik

Kur’ân'daki Firavun ve Karun örnekleri birbirini tamamlayan iki büyük dünyevî hastalığı gösterir.

Firavun:

“Hüküm benim.”

anlayışını temsil eder.

Karun ise:

“Bu servet bana ancak bendeki bilgi sayesinde verildi.”
(Kasas, 28/78)

diyerek malını kendinden bilmiştir.

Biri iktidar enaniyetini, diğeri servet enaniyetini temsil eder.

Her ikisinin ortak problemi:

Nimeti Mün'im-i Hakikî'den bilmemektir.


22. Firavun'un Ordusuna Güvenmesi

Firavun tek başına değildi.

Ordusu, yöneticileri ve taraftarları vardı.

Kur’ân:

“Firavun, Hâmân ve orduları...”

ifadeleriyle onların ortak sorumluluğuna dikkat çeker.

Buradan önemli bir ders çıkar:

Zulüm yalnızca zalimin eliyle ayakta durmaz; zulme destek verenler de onun devamına katkıda bulunabilir.

Bu nedenle mümin:

  • zulmetmemeli,

  • zulme destek olmamalı,

  • haksızlığı alkışlamamalı,

  • menfaati uğruna hakkı terk etmemelidir.


23. Güç İnsanın Gerçek Karakterini Ortaya Çıkarabilir

Firavun kıssası aynı zamanda makam ve gücün büyük bir imtihan olduğunu gösterir.

Fakirken mütevazı olmak kolay olabilir.

Fakat:

  • zenginleşince,

  • makam sahibi olunca,

  • insanlar sözünü dinlemeye başlayınca,

  • yetki eline geçince

insanın gerçek ahlâkı daha açık ortaya çıkabilir.

Bu sebeple İslâm açısından asıl mesele:

Güç sahibi olmak değil, gücü adaletle kullanabilmektir.


24. Hakikat Karşısında Teslim Olmak Büyüklüktür

Firavun hakikati kabul etmeyi küçülmek zannetti.

Oysa gerçek büyüklük Allah'a kul olmaktır.

Sihirbazlar ise tam tersini yaptılar.

Hakikati görünce:

“Biz yanılmışız.”

diyebildiler.

İşte büyük fark budur.

Firavun makamını kaybetmemek için hakikati reddetti.

Sihirbazlar ise hakikat uğruna hayatlarını kaybetmeyi göze aldılar.

Büyük ölçü

Hakikat bizim fikrimize uymuyorsa fikrimizi değiştirmeliyiz; hakikati değil.


25. Risale-i Nur Perspektifinden Firavunluğun İlacı: Ubudiyet

Firavunluğun temelinde:

“Ben”

vardır.

Ubudiyetin temelinde ise:

“Ben kulum.”

şuuru vardır.

Namaz bunun günlük eğitimidir.

İnsan secdeye vardığında fiilen şöyle demektedir:

“Allah'ım! En büyük Sen'sin. Ben ise Senin kulunum.”

Bu bakımdan secde, Firavunlaşan nefsin en güçlü terbiyelerinden biridir.

Firavun başların kendi önünde eğilmesini istedi.

Mümin ise başını yalnız Allah'ın huzurunda secdeye koyar.


26. Firavun Kıssasından Günümüze 15 Büyük Ders

1. Güç insanı kurtarmaz.

Firavun dünyanın en güçlü hükümdarlarından biriydi fakat kendisini ölümden kurtaramadı.

2. Kibir hakikati görmeye engel olabilir.

İnsan delil yetersizliğinden değil, gururundan dolayı da inkâr edebilir.

3. Makam emanettir.

Bugün verilen yarın alınabilir.

4. Servet Allah'ın mülküdür.

İnsan malik değil emanetçidir.

5. Zulüm ebedî değildir.

Zalimin mühlet görmesi kurtulduğu anlamına gelmez.

6. Mazlumun duası küçümsenmemelidir.

Allah'ın yardımı hiç beklenmeyen zamanda gelebilir.

7. Hakikat çoğunluğa göre değişmez.

Bütün saray Firavun'un yanında olsa Musa yine haklıdır.

8. Çevre kader değildir.

Firavun'un sarayında Hz. Âsiye gibi bir mümine bulunabilir.

9. Geçmiş insanın geleceğini belirlemek zorunda değildir.

Sihirbazlar bir anda hakikate teslim oldular.

10. Tebliğde güzel üslup esastır.

Firavun'a bile “yumuşak söz” emredilmiştir.

11. Tövbe ertelenmemelidir.

Firavun'un son andaki imanı ona fayda vermedi.

12. Sebepler Allah'ın kudretine perdedir.

Musa'yı kurtaran deniz Firavun'u boğmuştur.

13. İnsan kendisini sorgulamalıdır.

Firavunluk tohumu nefiste kibir şeklinde başlayabilir.

14. Hak karşısında geri adım atmak mağlubiyet değildir.

Yanlışını kabul etmek manevî olgunluktur.

15. Gerçek hürriyet Allah'a kulluktur.

Allah'a kul olmayan insan nefsine, makamına, servetine veya insanlara kul olabilir.


27. Kendimize Sorabileceğimiz Firavunluk Muhasebesi

Firavun kıssasını okuduktan sonra insan kendisine şu soruları sorabilir:

Eleştirildiğimde hemen öfkeleniyor muyum?

Haksız olduğumu anlayınca özür dileyebiliyor muyum?

Başarıları tamamen kendimden mi biliyorum?

Benden daha aşağı makamda gördüğüm insanları küçümsüyor muyum?

Makamımı kaybetmemek için haksızlığa göz yumuyor muyum?

Menfaatimle hakikat çatışınca hangisini tercih ediyorum?

İnsanların bana itaat etmesinden hoşlanıyor muyum?

Allah'ın verdiği nimetleri gerçekten emanet olarak görebiliyor muyum?

Bu sorular Firavun kıssasını tarih kitabından çıkarıp insanın kendi kalbine taşıyan sorulardır.


28. Firavun'un En Büyük Trajedisi

Firavun'un trajedisi yalnızca denizde boğulması değildir.

Asıl trajedisi:

Kendisine hakikat geldiği hâlde kibri yüzünden ona teslim olamamasıdır.

Musa Aleyhisselâm geldi.

Harun Aleyhisselâm geldi.

Mucizeler geldi.

İkazlar geldi.

Musibetler geldi.

Hakikati gören sihirbazlar iman etti.

Sarayının içinden iman edenler çıktı.

Fakat Firavun:

“Ben”

demekten vazgeçemedi.

Sonunda deniz karşısına çıktığında sahip olduğu hiçbir şey onu kurtaramadı.


29. Firavun'un Hayatının Özeti: “Ben”den “Şimdi mi?”ye

Firavun'un hayatındaki manevî çöküşü iki cümle özetler.

Başlangıçta:

“Ben sizin en yüce rabbinizim.”
(Nâziât, 79/24)

Sonunda:

“İman ettim...”
(Yûnus, 10/90)

Fakat cevap:

“Şimdi mi?”
(Yûnus, 10/91)

İşte insan hayatının en büyük derslerinden biri burada gizlidir:

Hakikati kabul etmek için ölümün gelmesini bekleme.


Sonuç: Firavun Öldü, Fakat Firavunluk Tehlikesi Devam Ediyor

Kur’ân'ın Firavun kıssasını tekrar tekrar anlatmasının hikmetlerinden biri, insanlığa değişmeyen bir ahlâk kanununu öğretmesidir.

Firavun tarihî bir şahsiyettir; fakat onun temsil ettiği:

kibir, zulüm, enaniyet, tahakküm, makam sevgisi ve kendini müstağni görme hastalıkları her çağda ortaya çıkabilir.

Risale-i Nur perspektifinden bakıldığında bu hastalığın köklerinden biri, insanın kendisine verilen eneyi yanlış kullanmasıdır.

İnsan:

“Ben malikim.”

derse Firavunluk yolu açılır.

Fakat:

“Ben kulum; mülk Allah'ındır.”

derse ubudiyet yolu açılır.

Firavun:

“Ben.”

dedi.

Musa Aleyhisselâm:

“Rabbimiz Allah'tır.”

dedi.

Firavun sarayına güvendi.

Musa Rabbine güvendi.

Firavun ordusuna güvendi.

Musa tevekkül etti.

Firavun denizde boğuldu.

Musa denizden geçti.

Ve tarih boyunca kalan ders şu oldu:

İnsan Allah'a karşı büyüklendikçe küçülür; Allah'a kul oldukça manen yükselir.

Bu nedenle Firavun kıssasının en büyük mesajlarından biri şu cümleyle özetlenebilir:

“Dışımızdaki Firavunları tanımadan önce, içimizde büyüyebilecek Firavunluğu terbiye etmeliyiz.”

Çünkü kibirin ilacı tevazu,
enaniyetin ilacı ubudiyet,
zulmün ilacı adalet,
gafletin ilacı tefekkür,
“benim” demenin ilacı emanet şuuru,
Firavunluğun ilacı ise Allah'a hakiki kulluktur.

Yorumlar:

Yorum Yazabilirsiniz.

Mail adresiniz gizli kalacaktır. Lütfen bütün alanları doldurun. *


Benzer Bloglar

Hz Eyyub Aleyselam Kısası
  • Salih Avcı
  • 18.01.2025
Hz Eyyub Aleyselam Kısası
Hz Salih Aleyhisselam
  • Salih Avcı
  • 18.08.2026
Hz Salih Aleyhisselam
Hz Yunus Aleyhiselam
  • Salih Avcı
  • 18.08.2026
Hz Yunus Aleyhiselam
Hz. İlyas Aleyhisselâm
  • Salih Avcı
  • 21.08.2026
Hz. İlyas Aleyhisselâm